<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>blog: zitlik seytani</title>
    <link>http://www.sosyomat.com/</link>
    <language>tr-tr</language>
    <ttl>40</ttl>
    <description>blog: zitlik seytani</description>
    <item>
      <title>Kostantiniyye T&#305;ls&#305;mlar&#305;</title>
      <description>Yedi y&#252;z seksen be&#351; &#226;lim, y&#252;z doksan sekiz &#351;eyhin yaz&#305;p bildirdi&#287;ine g&#246;re o gece Kostantiniyye &#351;ehrinde, hendese ve muhayyile iktidarlar&#305; sayesinde &#226;demo&#287;lunu yoldan &#231;&#305;karmas&#305; muhtemel binlerce Eflatun ve Aristo cildi kasalanarak kalyonlara doldurulmu&#351;tu. Dini b&#252;t&#252;n m&#252;minlerin havsalas&#305;n&#305; son kertesine dek kurcalay&#305;p, uhrevi meselelere garka zorlayarak akl&#305; ba&#351;&#305;nda kimseleri bile birer meczuba &#231;evirecek bu ciltlerin talibi, Sultan Mehmet&#8217;in Rum payitaht&#305;na yapt&#305;&#287;&#305; m&#252;zmin ku&#351;atman&#305;n en ba&#351;&#305;ndan beri Propontid sular&#305;nda dolanan bir Nem&#231;e k&#252;ffar&#305;ndan ba&#351;kas&#305; de&#287;ildi. Mamafih kesesini ve y&#252;re&#287;ini bu ciltlere vakfetti&#287;inden midir; kalyonunu Sultan Mehmet&#8217;in ku&#351;att&#305;&#287;&#305; Kostantiniyye surlar&#305;na yakla&#351;t&#305;rmaktan geri durmayan bu koleksiyoncu nihayet derdine &#231;areyi, Mehmet&#8217;in &#351;ehri zapt etmesiyle bulmu&#351;tu. &#214;nceden anla&#351;t&#305;&#287;&#305; yeni&#231;eri g&#252;ruhuyla yapt&#305;&#287;&#305; kalyon dolusu eser ve 3780 Filuri&#8217;nin takas&#305; s&#305;ras&#305;nda katakulliye getirilme s&#305;k&#305;nt&#305;s&#305; ya&#351;ad&#305;ysa da, bu gaileden s&#305;yr&#305;l&#305;p Bosna&#8217;ya do&#287;ru yola koyulabilmi&#351;ti. D&#246;nerken kendisi kadar erken davranmayan y&#305;&#287;&#305;nla t&#252;ccar&#305;n, k&#226;&#351;if ve define avc&#305;s&#305;n&#305;n Kostantiniyye &#351;ehrine ula&#351;mak &#231;abas&#305;n&#305; da d&#246;rt k&#246;&#351;e izlemekten kendini alam&#305;yordu.  

Eski Rum, yeni Osmanl&#305; payitaht&#305;na yap&#305;lan bu ak&#305;nlar&#305;n esas maksad&#305; &#231;e&#351;it &#231;e&#351;it afili kuma&#351;, kiliselerden ya&#287;ma edilen vazo ya da resimler, sefil s&#252;fela d&#252;&#351;m&#252;&#351; rum o&#287;lanlar ve k&#305;zlard&#305;. Hatta bir Ulah k&#305;sm&#305; at meydan&#305;nda bulunan alt&#305;ndan devasa bir ha&#231;&#305; eritilmekten kurtarmak i&#231;in yola koyulmu&#351;tu ki, Mehmet&#8217;in bo&#287;azda yelken a&#231;&#305;lmayacak buyru&#287;unu aceleden unutmu&#351; olduklar&#305;ndan zafer sarho&#351;u top&#231;ular&#305;n at&#305;&#351;&#305;yla defaten bo&#287;az&#305;n dibini bulmu&#351;lard&#305;. Filhakika sa&#287; salim at meydan&#305;na varm&#305;&#351; olsalard&#305; bile alt&#305;n ha&#231;&#305;n sadece eriyi&#287;ini bulmu&#351; olacaklard&#305;. 

Rum yetimlerin vaveylas&#305; ve saraylarda, el&#231;ilik binalar&#305;nda bulduklar&#305; &#252;mm-&#252;l habaisin etkisiyle, ayn&#305; zamanda Padi&#351;ahlar&#305;n&#305;n &#252;&#231; g&#252;n ya&#287;may&#305; serbest b&#305;rakmas&#305;yla &#351;ehri hak ile yeksan edip, sokaklar&#305;na kadar her yeri kanla &#305;slayan yeni&#231;erilerin naralar&#305;, Kostantiniyye&#8217;nin Yeditepeli bir &#351;ehir olmas&#305;ndan m&#305;d&#305;r; hi&#231; kesilmiyordu. Bo&#287;az&#305;n di&#287;er yakas&#305;na vurarak kuvvetlenen ve tepeleri meyus&#231;a dola&#351;an bu ac&#305; teganni, &#351;ehrin ya&#287;malanan zenginliklerini ucuza sat&#305;n almak i&#231;in gelen f&#305;rsat&#231;&#305;lar&#305; korkutsa da, han&#231;eresinden helal lokma ge&#231;memi&#351;, madrabazl&#305;&#287;&#305;n ve bezirg&#226;nl&#305;&#287;&#305;n m&#252;ptelas&#305; olmu&#351; ki&#351;ilerin iptilas&#305;n&#305; k&#246;reltmiyordu. 

Koca Kostantiniyye &#351;ehrini fethederek hazreti peygamberine arz-&#305; ubudiyetini g&#246;steren Sultan Mehmet&#8217;in cadde cadde dola&#351;arak tecess&#252;s&#252;n&#252; giderdi&#287;i s&#305;ralarda Julien liman&#305;na, bezirganlardan farkl&#305; olarak iki kalantor de inmi&#351;ti. Gayeleri di&#287;erlerinden farkl&#305; g&#246;r&#252;nse de &#252;mm&#252;l d&#252;nya&#8217;ya ayak bas&#305;&#351;lar&#305;ndaki sebep kallavi serpu&#351;lar&#305;n&#305;n ve bald&#305;rlar&#305;n&#305; s&#305;k&#305; s&#305;k&#305; saran &#231;ak&#351;&#305;rlar&#305;n&#305;n &#246;rtebilece&#287;inden &#231;ok daha b&#252;y&#252;kt&#252;. S&#305;rr&#305; S&#252;bhan pe&#351;indeki bu ki&#351;iler Evranos-zade Hoppa &#199;elebi ve Piti D&#246;lakruva ad&#305;ndaki zat i muhteremlerden ba&#351;kas&#305; de&#287;ildi. 

Piti D&#246;lakruva zaman&#305;nda pek &#231;ok eyalette Venedik maslahatg&#252;zar&#305; olarak bulunmu&#351; fakat yapt&#305;&#287;&#305; cilt koleksiyonunda yirmi farkl&#305; &#304;ncil &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305;ndan ba&#287;l&#305; oldu&#287;u sefaret&#231;e ciltlerine el konularak bu g&#246;revden al&#305;nm&#305;&#351;t&#305;. Bunun &#252;zerine Anadolu&#8217;da define haritalar&#305; satarak ge&#231;imini sa&#287;layan ve r&#305;zk&#305;n&#305; bulan bu desise &#252;stad&#305; ak&#305;llanmam&#305;&#351; olacak ki yeni bir koleksiyon yapmaya daha giri&#351;mi&#351;ti. Belki de bu y&#252;zden olsa gerek &#351;ark ve garp ticaretinin bendergah&#305; olan Kostantiniyye &#351;ehrinin liman&#305;nda yald&#305;zlar&#305; &#231;&#305;kart&#305;larak ate&#351;e at&#305;lan &#304;ncil&#8217;lere i&#231;i yanarak ve kahrolarak bak&#305;yordu. Yeni&#231;erilere &#246;zendi&#287;inde midir; sa&#231;&#305;na k&#305;na yakan Piti D&#246;lakruva&#8217;n&#305;n yan&#305;ndaki zat ise, Konya&#8217;dan bir asilzade olan Hoppa &#199;elebi idi. Soyunun hassas&#305;ndan zerre ta&#351;&#305;mayan bu k&#305;ranta ise akl&#305;n&#305; simya ile bozup, &#351;eytan ilimlerine merak sald&#305;&#287;&#305;ndan &#351;eceresinin y&#252;z karas&#305; olmu&#351; ve Konya&#8217;dan kovulmu&#351;tur. Bilahare bu vaziyete d&#252;&#351;en &#199;elebi Ma&#287;rip, Kahire ve Kud&#252;s&#8217;te firavunlara &#246;zenen g&#246;rg&#252;s&#252;z zenginlerin &#246;l&#252;lerini mumyal&#305;yor ve ilmini geli&#351;tiriyordu. Ancak K&#305;br&#305;sl&#305; bir piskoposun, &#304;sa&#8217;n&#305;n mucizesi olarak g&#246;stermek istedi&#287;i bakireyi zehirledikten sonra mumyalatmak i&#231;in Hoppa &#199;elebi&#8217;yi &#231;a&#287;&#305;rtmas&#305; kaderin bu sayfas&#305;n&#305; da noktalam&#305;&#351;t&#305;. K&#246;r olas&#305;ca &#199;elebi&#8217;nin bu konuda cenup illerinde nam salmas&#305; ona K&#305;br&#305;s yollar&#305;n&#305; a&#231;m&#305;&#351;t&#305;. Ancak bozulmadan duracak masum bir bakirenin te&#351;hiri, m&#252;min kullar&#305; da k&#252;ffara &#231;evirebilir diye korktu&#287;undan m&#305;d&#305;r; zavall&#305; m&#252;teveffan&#305;n fercini g&#246;z&#252;ne kestirmi&#351;ti. Tahnitten &#246;nce zekerini zeytinya&#287;&#305;na bulayan Hoppa &#199;elebi, halet-i ruhiyesindeki ar&#305;zalar sebebiyle bu i&#351;e hi&#231; de g&#246;n&#252;ls&#252;z de&#287;ildi. Ancak bu zelilli&#287;i yaparken piskopos taraf&#305;ndan yakalanm&#305;&#351; ve K&#305;br&#305;s&#8217;tan y&#252;zerek ancak ka&#231;abilmi&#351;ti. 

Tam takati kesilmi&#351;ken bir Ceneviz gemisi onu kurtarm&#305;&#351; ve burada da Piti D&#246;lakruva ile tan&#305;&#351;arak Kud&#252;s&#8217;e gelmi&#351;ti. Bu iki gayri m&#252;sellah Kud&#252;s&#8217;te i&#351;ler &#231;evirmeye ba&#351;lad&#305;klar&#305; s&#305;rada, nerden buldularsa bir el yazmas&#305; buldular ve Mesih &#304;sa&#8217;n&#305;n &#231;arm&#305;h&#305; ile ellerini ve ayaklar&#305;n&#305; buna gark eden &#231;ivilerin Kostantiniyye&#8217;de bir dikilita&#351;&#305;n alt&#305;nda gizlenmi&#351; oldu&#287;unu &#246;&#287;rendiler. Bir an &#246;nce g&#246;nence kavu&#351;abilmek ve h&#305;rpani vaziyetten kurtulmak i&#231;in bu emanetlere g&#252;n y&#252;z&#252; g&#246;stermek gerekti&#287;ine kanaat getiren kafadarlar, b&#246;ylesine kutsal bir vazife i&#231;in gerekli salahiyete ula&#351;abilmek amac&#305;yla k&#252;&#231;&#252;k ka&#231;amaklar d&#305;&#351;&#305;nda rak&#305;y&#305; bile b&#305;rakm&#305;&#351;lard&#305;. Bu iki densiz, Allah a&#351;k&#305;yla yan&#305;p tutu&#351;uyormu&#351; gibi istiharelere yat&#305;yor, o kutsal bedene batan &#231;ivileri ellerinde d&#252;&#351;&#252;nd&#252;k&#231;e g&#246;zleri doluyor hatta Kud&#252;s &#351;ehrinin kutsal topra&#287;&#305;n&#305; horoz kan&#305;yla &#305;slat&#305;yorlard&#305;. Oysa tek d&#252;&#351;&#252;nd&#252;kleri bu emanetleri Katoliklerin Papa&#8217;s&#305;, Leh padi&#351;ah&#305; ya da Frenk k&#252;ffarlar&#305; aras&#305;nda en &#231;ok para verene teslim etmek hatta emanetlerin birer kopyas&#305;n&#305; yaparak hepsine birden satmakt&#305;. Bunlar&#305;n g&#246;zleri b&#246;yle velfecir okurdu i&#351;te. 

R&#226;viy&#226;n-&#305; ahbar ve n&#226;kilan-&#305; &#226;s&#226;r&#305;n naklettiklerine g&#246;re, Rum padi&#351;ah&#305;n&#305;n ismine izafetle Kostantiniyye ismini alan &#351;ehir, arz&#305;n tam merkeziymi&#351; ve bu d&#252;nyan&#305;n d&#252;zenine nezaret edip, intizam&#305; sa&#287;lamak ama&#231;l&#305; bir dikilita&#351; bu &#351;ehrin ikinci tepesine dikilmi&#351;. Bu dikilita&#351;a b&#246;yle devasa bir g&#252;c&#252; veren ne m&#252;zeyyenli&#287;i ne de muhkem vaziyetiymi&#351;. Koca d&#252;nyan&#305;n, mizan&#305;n&#305; teslim etti&#287;i bu ta&#351;, kun-i k&#226;inattan beri m&#252;barek ayaklar&#305;yla &#231;i&#287;nedikleri yerlere bereketi getiren y&#252;z yirmi d&#246;rt bin peygamberden kalan y&#252;zlerce eseri, dibindeki gizli bir odada saklarm&#305;&#351;. Kud&#252;s&#8217;te, Beyn&#252;&#8217;n-nehreyn k&#305;t&#8217;as&#305;n&#305;n en &#351;&#246;hretli m&#252;ft&#252;lerinden Cemali Saadettin &#304;dris Efendinin, Kara Yusuf lakapl&#305; keth&#252;das&#305;ndan on Halep ar&#351;&#305;n&#305; ipek kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305; al&#305;nan el yazmas&#305;na g&#246;re, mi&#287;ferine, pelerinine, &#231;orab&#305;na hatta kaba etinde &#231;&#305;kan &#351;irpen&#231;eleri iyi etsin diye giydi&#287;i pamuklu donlar&#305;na bile, simgesi olan Chi Rho ha&#231;&#305;n&#305; i&#351;leten Rum Padi&#351;ah&#305; Konstantin&#8217;in Hareminden bir fahi&#351;eden do&#287;ma, paluze tenli bir o&#287;lu varm&#305;&#351;. Bu &#351;ehlevent babas&#305;n&#305;n di&#287;er refikas&#305;n&#305;, etti&#287;i hasb&#305;haller ve mestur kap&#305;lar ard&#305;nda &#231;alg&#305; &#231;a&#287;anak e&#351;li&#287;inde, sergiledi&#287;i &#351;ehvetli rakslarla akl&#305;n&#305; &#231;elmi&#351; ve &#252;vey anas&#305;yla beraber olmu&#351;. Bu rezaletin dedikodusu yay&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda, Konstantin o&#287;luna olan itimad&#305;n&#305; peki&#351;tirmek i&#231;in kar&#305;s&#305;n&#305; ve &#252;vey evlad&#305;n&#305; takip ettirmi&#351; ancak gecenin bir vakti &#226;&#351;&#305;klar&#305; inler halde yekv&#252;cut bulunca g&#252;vendi&#287;i da&#287;lara ya&#287;an kar&#305;n alt&#305;nda kald&#305;&#287;&#305;n&#305; hissetmi&#351;ti. Kad&#305;n c&#252;r&#252;m&#252;n&#252;, &#8220;o&#287;lan&#305;n kuluncunu k&#305;r&#305;yorum&#8221; diyerek &#246;rtmeye &#231;al&#305;&#351;sa da, Rum padi&#351;ah&#305; bunu yutmam&#305;&#351; ve nas&#305;l olduysa, o&#287;lan sabah vakti saray&#305;n d&#305;&#351;&#305;nda ihn&#226;k olunmu&#351; vaziyette bulunmu&#351;tu. Melun kad&#305;n ise kocas&#305;n&#305;n sevgisi sebebine &#246;l&#252;mden kurtulsa da, ayyuka &#231;&#305;kan s&#246;ylentilerin ula&#351;t&#305;&#287;&#305; kulaklardan bir &#231;iftinin sahibi olan kaynanas&#305;n&#305;n yemeklerine koydurdu&#287;u zehir y&#252;z&#252;nden peyderpey gelen &#246;l&#252;mden pa&#231;as&#305;n&#305; s&#305;y&#305;ramam&#305;&#351;t&#305;. 

Gelgelelim taifesinin b&#246;yle entrikalara ve dalavere &#231;evirmeye olan m&#252;tehass&#305;sl&#305;&#287;&#305;ndan kaynakl&#305; habisli&#287;inden pi&#351;man olan valide han&#305;m, Yahudi remmallere d&#246;kt&#252;rd&#252;&#287;&#252; remillerde, kendisi i&#231;in huzurun Kud&#252;s&#8217;e gidip manast&#305;ra kapanmakta oldu&#287;unu &#246;&#287;renince murassa kaftanlar&#305;n&#305;, ar&#351;&#305;n ar&#351;&#305;n ipek harmanilerini, en demke&#351; nedimelerini ve terenn&#252;m&#252; tatl&#305; kapatmas&#305;n&#305; da alarak bir azize olman&#305;n yolunu tutmu&#351;. Fakat o&#287;lu ya&#351;&#305;ndaki kapamas&#305;n&#305;n geceler boyu s&#252;ren taltif etmelerine ra&#287;men manast&#305;r hayat&#305;na al&#305;&#351;amayan valide han&#305;m, Kostantiniyye &#351;ehrine d&#246;nme karar&#305;n&#305; almakta gecikmemi&#351; ve akl&#305;na devletinin ve kendi ba&#351;&#305;na musallat olmu&#351; &#351;eytanlar&#305; kovabilecek &#351;ahane bir fikir gelmi&#351;. Buna g&#246;re kutsal emanetleri Kud&#252;s&#8217;ten al&#305;p Kostantiniyye&#8217;ye g&#246;t&#252;recek olursa devletinin payitaht&#305; musibetlerden ar&#305;n&#305;r ve &#351;ehir ebediyete kadar saadet i&#231;inde ya&#351;ayabilirmi&#351;. Devletin servetini buradaki tap&#305;nak g&#246;revlilerine ak&#305;tan valide nihayet arabalar dolusu emanetle d&#246;nd&#252;&#287;&#252;nde o&#287;luna bir dikilita&#351; yapt&#305;rmas&#305;n&#305; ve dibine &#231;ok gizli bir oda oydurarak bunlar&#305; saklamas&#305;n&#305; istemi&#351;. Emanetlerin burada oldu&#287;u anla&#351;&#305;l&#305;rsa bitmek t&#252;kenmek bilmeyen bir mahsurluk durumu &#351;ehrin yakas&#305;n&#305; b&#305;rakmaz, kendisinin Kud&#252;s&#8217;e yapt&#305;klar&#305;n&#305;, ba&#351;kalar&#305; da Kostantiniyye&#8217;ye yapabilirmi&#351;. Anas&#305;n&#305;n kuzusu olan Konstantin hemen bu istekleri yerine getirmi&#351; ve b&#246;ylece emanetleri bin y&#305;ldan fazla s&#252;ren bir uykuya yat&#305;rm&#305;&#351;. 

Hal b&#246;yleyken kaderlerine serke&#351;lik taslayan bizim felekzedeler, Kostantiniyye&#8217;ye bendeg&#226;n gibi inmi&#351;, b&#252;r&#252;nd&#252;kleri caka ve &#231;al&#305;mlar&#305;yla elleri bellerinde i&#231;i kazma k&#252;rek ve t&#252;rl&#252; la&#287;&#305;mc&#305; edevat&#305; dolu olan sand&#305;klar&#305; limandaki &#231;ingenelere ta&#351;&#305;t&#305;yorlard&#305;. Bu sahte halleriyle, ya&#287;may&#305; f&#305;rsat bilip &#252;zerlerine atlayacak yeni&#231;erileri cayd&#305;rmay&#305; d&#252;&#351;&#252;nm&#252;&#351;lerdi. Ancak ya&#287;mac&#305;lar &#351;ehri &#246;yle ya&#287;malam&#305;&#351; ve yay&#305;lm&#305;&#351;t&#305; ki sokaklarda k&#246;le ticareti sebebiyle &#246;nemi yitirmi&#351; sahipsiz &#246;k&#252;zler, &#252;st &#252;ste y&#305;&#287;&#305;lm&#305;&#351; cesetler, kopmu&#351; organ par&#231;alar&#305; ve yoku&#351;lar&#305; y&#305;kayan kandan ba&#351;ka bir &#351;ey kalmam&#305;&#351;. Dikilita&#351;&#8217;a do&#287;ru giden tepeyi &#231;&#305;karken, ayaklar alt&#305;na serilen koca Kostantiniyye kentinin tan&#305;k oldu&#287;u deh&#351;et daha iyi g&#246;r&#252;nebiliyordu. Daha sapa yerlerde yeni&#231;eriler s&#305;raya girmi&#351; ba&#287;lad&#305;klar&#305; bir o&#287;lana niyetleniyorlard&#305;. Z&#252;l addedilecekler &#351;ehre &#246;yle sirayet etmi&#351;ti ki, bunlara bakmay&#305;p, tefekk&#252;rden uzak y&#252;r&#252;yen ki&#351;i bile bast&#305;&#287;&#305; kan ya da organ par&#231;alar&#305;na denk geldik&#231;e &#246;&#287;&#252;rmekten kendini alam&#305;yordu. 

Bizim Hoppa &#199;elebi ve Piti D&#246;lakruva&#8217;n&#305;n konu&#351;acak, lisan-&#305; hal edecek vaziyetleri kalmam&#305;&#351;t&#305;. &#199;ingene &#231;ocuklara birka&#231; kuru&#351; verip g&#246;nderdikten sonra sand&#305;klar&#305;n&#305; beraber omuzlay&#305;p ileride g&#246;r&#252;nen ta&#351;a yolland&#305;lar. &#220;zerinde olduklar&#305; cadde &#351;ehrin ana caddesi olmas&#305; ve Mehmet&#8217;in kesinlikle ya&#287;may&#305; yasak etti&#287;i Ayasofya&#8217;n&#305;n buraya yak&#305;nl&#305;&#287;&#305; hasebiyle daha sakin olsa da muhas&#305;rlar&#305;n &#231;ektirdi&#287;i cefalar y&#252;z&#252;nden halk&#305;n canh&#305;ra&#351; &#231;&#305;&#287;l&#305;klar&#305; bizimkilerin y&#252;re&#287;ini a&#287;z&#305;na getiriyordu. 

Romatizmalar&#305; ge&#231;iren, mafsallar&#305; iyile&#351;tiren korkunun ihyas&#305;yla, iki maceraperestin, dikilita&#351;&#305;n ay &#305;&#351;&#305;&#287;&#305;nda uzad&#305;k&#231;a uzayan g&#246;lgesine kendilerini atmalar&#305;yla s&#305;&#231;ramalar&#305; da bir olmu&#351;tu. Lo&#351; &#305;&#351;&#305;k y&#252;z&#252;nden g&#246;r&#252;nm&#252;yordu ancak ta&#351;&#305;n etraf&#305; ve insan boyu alt&#305;ndaki k&#305;sm&#305; s&#305;r&#305;ls&#305;klamd&#305;. Rumlar&#305;n kendilerini koruyacaklar&#305;na inand&#305;klar&#305; bu ta&#351;a t&#252;k&#252;rme &#226;deti y&#252;z&#252;nden bel ba&#287;lad&#305;klar&#305; t&#252;k&#252;r&#252;k ve balgamlar hen&#252;z kurumam&#305;&#351;t&#305;. &#220;st&#252; ba&#351;&#305; rezil olan Hoppa &#199;elebi aya&#287;a kalkarken bir de kaym&#305;&#351; ve do&#287;rulup, &#8220;Ya S&#252;bhan, Ya Deyyan, Ya Mennan, Ya Hannan; sab&#305;r Ya Allah&#8221; deyip dayan&#231; diledi ve devam etti; &#8220;Pirim, h&#252;sn&#252;telakki arzu edecek halde de&#287;iliz. Bir an &#246;nce ba&#351;layal&#305;m da bitirelim &#351;u i&#351;i&#8221;.

Bunun &#252;zerine &#199;elebi abdest al&#305;rken, D&#246;lakruva da bir la&#287;&#305;mc&#305;dan ald&#305;klar&#305; tak&#305;m taklavatla ta&#351;&#305;n etraf&#305;nda d&#246;n&#252;yordu. Bu edevattan olan koca bir deniz kabu&#287;unu ta&#351;&#305;n dibine &#231;e&#351;itli yerlerden dayay&#305;nca daha farkl&#305; bir makama sahip oldu&#287;unu anlad&#305;lar. Ancak bu, kazmay&#305; hemen savurmak i&#231;in yeterli bir i&#351;aret de&#287;ildi. Belki tam tersi yerden ba&#351;lamal&#305;yd&#305;lar. Gizli odan&#305;n nas&#305;l yerle&#351;tirildi&#287;ini bilmedikleri i&#231;in i&#351;i biraz da talihlerine b&#305;rakmalar&#305; gerekti&#287;ine kanaat getirdiler ve y&#252;zeydeki k&#305;ymetli mermeri s&#246;kerek, alt&#305;ndaki m&#305;c&#305;r&#305; kaz&#305;maya ba&#351;lad&#305;lar. 

Zaman&#305;n yol yordam bilen ustalar&#305; m&#305;c&#305;r harc&#305; &#246;yle derin d&#246;km&#252;&#351;lerdi ki, bir adam boyu indikleri halde hala umduklar&#305; gibi bir kapa&#287;a ya da korktuklar&#305; gibi topra&#287;a rastgelecek g&#246;r&#252;nm&#252;yorlard&#305;. Zanaatlar&#305;n&#305; en iyi bi&#231;imde icra eden ustalara, b&#246;yle kal&#305;n har&#231; d&#246;k&#252;p kutsal emanetleri sa&#287;lam koruduklar&#305; i&#231;in &#246;m&#252;rlerine bereket okumak ve bu heng&#226;mede t&#305;rnakla kirece bulam&#305;&#351; ince &#231;ak&#305;l kaz&#305;tt&#305;klar&#305; i&#231;in beddua etmek aras&#305;nda kalm&#305;&#351; Hoppa &#199;elebi&#8217;nin takati kesilmi&#351;, s&#252;ng&#252;s&#252; d&#252;&#351;m&#252;&#351;t&#252;. D&#246;lakruva da, asl&#305;nda m&#305;c&#305;r&#305;n zay&#305;f oldu&#287;unu, etrafta yeni&#231;eriler olmamas&#305; durumunda iki la&#287;&#305;mc&#305; kazmas&#305;yla harc&#305; tuz buz edebilece&#287;ini ah ederek s&#246;yl&#252;yordu. 

A&#231;&#305;lan &#231;ukurda bu debelenme s&#252;rerken d&#305;&#351;ar&#305;da bir z&#305;lg&#305;t kopuverdi ve bir kovalamacan&#305;n heng&#226;mesidir patlay&#305;verdi. Bizimkiler y&#252;rek ve kulak kabart&#305;p d&#305;&#351;ar&#305;y&#305; dinler ve itidali elden b&#305;rakmamak i&#231;in &#231;abalarken a&#231;t&#305;klar&#305; &#231;ukurun giri&#351;ini bir kerte &#246;rtmesi i&#231;in gerdikleri t&#252;lbent ezildi&#287;i aya&#287;&#305;n bi&#231;imini alarak h&#305;zla a&#351;a&#287;&#305;ya indi. Bu anda Kostantiniyye &#351;ehri korku avazeleri ile &#231;&#305;nlad&#305;. Kar&#351;&#305;l&#305;kl&#305; vaveylan&#305;n ard&#305;ndan t&#252;lbendi delip a&#351;a&#287;&#305; ineni, seri ad&#305;m sesleri ard&#305;ndan ba&#351;ka birisi daha izledi. Sert&#231;e inenler buland&#305;klar&#305; tozdan topraktan silkelenip, ne oldu&#287;unu anlamaya &#231;al&#305;&#351;&#305;rken bizimkiler umulmad&#305;k anda &#231;ukurlar&#305;na te&#351;rif ve te&#351;rih edenleri def edebilmek i&#231;in bahaneler uydurmaya koyulmu&#351;lard&#305;. Hoppa &#199;elebi kendilerinin kubur a&#231;t&#305;&#287;&#305;n&#305;, Piti D&#246;lakruva da kendilerinin asl&#305;nda la&#287;&#305;mc&#305; oldu&#287;unu ve Rahman ve Rahim olan Allah-&#252; Teala&#8217;n&#305;n kendilerine verdi&#287;i g&#252;&#231;le K&#226;&#287;&#305;thane&#8217;den buraya kadar yeralt&#305;nda geldiklerini &#246;ne s&#252;receklerdi ki silkelenen, y&#252;zleri g&#246;zleri a&#231;&#305;l&#305;p fettan bak&#305;&#351;lar&#305; ortaya &#231;&#305;kanlar&#305; g&#246;rd&#252;klerinde vazge&#231;tiler. 

Bu &#351;ah&#305;slardan birisi kaz&#305;tt&#305;&#287;&#305; kafas&#305;ndaki sa&#231;&#305;n iktidar&#305;n&#305; y&#252;z&#252;n&#252;n geri kalan&#305;na yaym&#305;&#351; pos b&#305;y&#305;kl&#305;, k&#305;z&#305;l sakall&#305; bir yeni&#231;eriydi. Bu b&#305;y&#305;klar&#305;, dikilita&#351;&#305;n dibini kazan bizimkileri g&#246;r&#252;nce &#246;yle kabarm&#305;&#351;t&#305; ki Hoppa &#199;elebi &#246;teki d&#252;nyaya daha az y&#252;kle gitmek i&#231;in bildi&#287;i b&#252;t&#252;n dualar&#305; okuyor, b&#252;y&#252;k peygamberlerden &#351;efaat diliyordu. Pos b&#305;y&#305;kl&#305; ceng&#226;verin, kendinden &#246;nce kuyuya d&#252;&#351;en gayrim&#252;slim k&#305;l&#305;kl&#305;y&#305; ensesinden yakalad&#305;&#287;&#305; gibi tokad&#305; patlatmas&#305;yla, &#199;elebi ve D&#246;lakruva kazabildikleri en uzak tarafa yap&#305;&#351;t&#305;lar. 

&#8220;Bre teresler, bre kavatlar ba&#351;ka i&#351;iniz mi kalmad&#305; topra&#287;&#305; didi&#351;liyorsunuz? Yoksa g&#246;m&#252;n&#252;z m&#252; var. Sizi k&#246;ftehorlar sizi! Caddeyi erketeye yatmay&#305;p, &#351;u k&#252;ffar balyosu kovalamasak sizi de bulamayacakt&#305;k ha!&#8221; diyerek bizimkilerin &#351;afa&#287;&#305;n&#305; att&#305;ran yeni&#231;eri s&#246;zlerine aynen devam etti; &#8220;bet bet bakmay&#305;n ulan h&#305;mb&#305;llar! Ne g&#246;md&#252;n&#252;zse geri &#231;&#305;kart&#305;n yoksa ben sizin ba&#287;&#305;rsa&#287;&#305;n&#305;z&#305; &#231;&#305;kart&#305;r bumbar edip kurda k&#246;pe&#287;e yediririm&#8221;. 

Bu s&#246;zler &#252;zerine &#199;elebi ve D&#246;lakruva &#231;aresiz e&#351;elemeye ba&#351;lad&#305;lar. Fare gibi m&#305;c&#305;r&#305; kaz&#305;yanlara ibret olsun diye midir, yeni&#231;eri de kovalad&#305;&#287;&#305; balyosu patakl&#305;yordu, ama ne pataklama. Zall&#226;m yeni&#231;eri, balyosu soymu&#351; bile&#287;ine dolad&#305;&#287;&#305; kay&#305;&#351;&#305; &#231;&#246;zerek zavall&#305; adamca&#287;&#305;z&#305; t&#252;k&#252;r&#252;&#287;&#252;yle &#305;slata &#305;slata d&#246;v&#252;yordu. Bay&#305;lmas&#305;n&#305;n bile kurtaramad&#305;&#287;&#305;, zalim askeri &#252;zerinde tepinmekten alamad&#305;&#287;&#305; adam&#305;n a&#287;z&#305;nda di&#351; kalmam&#305;&#351;, sol g&#246;z&#252; tamamen kapanm&#305;&#351;, bedeninin her yeri kan f&#305;&#351;k&#305;ran kabar&#305;kl&#305;klarla dolmu&#351;tu. Nefes nefese kalan yeni&#231;eri h&#305;nc&#305;n&#305; alamam&#305;&#351; olacak ki yerdekine okkal&#305; bir t&#252;k&#252;r&#252;k savurarak duvar dibinde f&#305;s&#305;r f&#305;s&#305;r konu&#351;anlardan, e&#287;ilmi&#351; vaziyetteki &#199;elebinin kaba etini g&#246;z&#252;ne kestirmi&#351;, hafif sarho&#351;lu&#287;un verdi&#287;i u&#231;ar&#305;l&#305;kla g&#252;lerek, tekmeyi basmaya do&#287;ru ko&#351;uyordu ki, iki cambaz ayn&#305; anda d&#246;nerek yeni&#231;erinin kafas&#305;na la&#287;&#305;mc&#305; malzemelerinden olan ufak k&#252;rekleri indirmeye ba&#351;lad&#305;. Sersemleyen asker silah&#305;na davranamadan Piti D&#246;lakruva adam&#305;n belindeki k&#305;ndan yata&#287;an&#305; h&#305;zla &#231;ekip boynuna h&#305;zla sallad&#305;. M&#252;barek adam, o nas&#305;l k&#305;l&#305;&#231; sallamaysa yeni&#231;erinin midesine kadar inip zalimi ikiye ay&#305;rm&#305;&#351;t&#305;. Bu beklenmedik c&#252;retleri kar&#351;&#305;s&#305;nda kendileri bile &#351;a&#351;&#305;rm&#305;&#351;t&#305; ancak m&#305;c&#305;r&#305; bitirip, mermer bir kapa&#287;a rastgelmenin, o kutsal emanetlere ula&#351;abilmenin inayetiyle cebbardan kurtulma g&#252;c&#252;n&#252;n bileklerine indi&#287;i &#351;&#252;phesizdi. 

Davrand&#305;klar&#305; mermer kapa&#287;&#305; zor da olsa yerinden oynatabilmi&#351;ler ve odac&#305;ktan gelen k&#252;fl&#252; havay&#305; teneff&#252;s edebilmi&#351;lerdi. Ancak tam bu esnada olan &#351;ey bizimkilerin akl&#305;n&#305; ba&#351;&#305;ndan oynatm&#305;&#351;t&#305;. Sanki mermer blok insafa gelmi&#351;, bu iki acizin kendisini a&#231;malar&#305;na yard&#305;m etmek i&#231;in &#246;ylece sal&#305;vermi&#351;ti kendini. Bu mucize kar&#351;&#305;s&#305;nda ap&#305;&#351;&#305;p kalan Hoppa &#199;elebi i&#231; taraftan bir de z&#305;rhl&#305; el &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;r&#252;nce geriye do&#287;ru iki ad&#305;m s&#305;&#231;rad&#305; ve yerdeki yeni&#231;erinin le&#351;ine tak&#305;l&#305;p yuvarland&#305;. Bu korku an&#305;nda da &#8220;la ilahe illallah, muhemedun res&#252;lallah, Allah&#252; ekber, la&#351;erik&#252;nleh&#252;&#8221; diyerek mermer kap&#305; ard&#305;ndan ne &#231;&#305;kaca&#287;&#305;n&#305; g&#246;zlemeye ba&#351;lad&#305;. 

Kapak bir ki&#351;inin &#231;&#305;kabilece&#287;i kadar a&#231;&#305;ld&#305;&#287;&#305; an d&#305;&#351;ar&#305;ya su gibi on &#252;&#231; Rum s&#252;varisi f&#305;rlad&#305; ve D&#246;lakruva ile Hoppa &#199;elebiyi zorla i&#231;eriye soktu. &#304;&#231;eriye girdiklerinde bir k&#246;&#351;eye pusmu&#351;, g&#246;zleri a&#287;lamaktan k&#252;&#231;&#252;lm&#252;&#351;, temiz y&#252;zl&#252; bir adam g&#246;rd&#252;ler. Onlar&#305; &#351;a&#351;&#305;rtan &#351;ey adam&#305;n harmanisindeki i&#351;aretlerdi. &#304;mparatorluk ailesine ait bu imler g&#246;zya&#351;lar&#305;na bo&#287;ularak gururunu ayaklar alt&#305;na alm&#305;&#351; bu ki&#351;inin &#252;st&#252;nde olsalar da, yald&#305;zl&#305; i&#351;lemelerindeki ihti&#351;amdan kaybetmiyordu. Askerler i&#231;eri girince sert sesli birisi, Rumca; &#8220;&#304;mparator&#8217;un &#246;n&#252;nde e&#287;ilin&#8221; dedi. &#199;elebi ve D&#246;lakruva &#351;a&#351;k&#305;nl&#305;klar&#305;n&#305; bast&#305;r&#305;p e&#287;ilmi&#351;lerdi, ancak &#304;mparator oldu&#287;u iddia edilen ki&#351;i anlams&#305;z anlams&#305;z g&#252;lmeye, akl&#305;n&#305; yitirmi&#351;&#231;esine ba&#287;&#305;rmaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;. Bunun &#252;zerine askerlerden bir grup onun a&#287;z&#305;n&#305; tutup sakinle&#351;tirmek &#252;zere s&#305;k&#305; s&#305;k&#305; tuttu. Bahts&#305;z imparator devletinin yok olmas&#305;na dayanamay&#305;p akl&#305;n&#305; yitirmi&#351;ti.

Daha fazla konu&#351;madan bu k&#252;&#231;&#252;k asker grubunun lideri Hoppa &#199;elebi&#8217;nin dolap &#231;evirme niteli&#287;ini g&#246;zlerindeki g&#252;venilmez par&#305;lt&#305;lardan m&#305; anlad&#305;&#287;&#305;ndan nedir; &#8220;bizi Rodos&#8217;a g&#246;t&#252;r&#252;n hazinenin yar&#305;s&#305; sizin olsun&#8221; dedi. Bu anda Hoppa &#199;elebi&#8217;nin g&#246;zleri odan&#305;n kuzey duvar&#305;n&#305; boydan boya kaplayan sand&#305;klara ili&#351;ti ve &#351;unu s&#246;ylemeden edemedi; kutsal emanetlerden de &#304;sa Aleyhiselam&#8217;&#305;n as&#305;ld&#305;&#287;&#305; ha&#231;&#305;n par&#231;alar&#305;n&#305; ve &#231;ak&#305;ld&#305;&#287;&#305; &#231;ivileri isteriz&#8221;.

Adam &#231;aresiz kabul etti. &#199;&#252;nk&#252; &#351;ehirden ka&#231;abilmenin tek yolu normal tacirlerden farkl&#305; olarak, Akdeniz&#8217;de i&#351;gal edilen &#351;ehirlerin madrabazl&#305;&#287;&#305;n&#305; yapan bu le&#351;&#231;i ve uyan&#305;k s&#305;n&#305;f&#305;yd&#305;. Sand&#305;klar&#305;n alt&#305;n kaplama ve en murassa olan&#305;n&#305; indirdiler. A&#231;t&#305;klar&#305;nda &#246;yle ketum bir nur odaya gark oldu ki herkes havayla temas eden demirin ye&#351;ermi&#351; y&#252;zeyini avu&#231; i&#231;lerinde hissetti. Bu &#246;yle kutsal bir manzarayd&#305; ki, avu&#231; avu&#231; d&#246;k&#252;lm&#252;&#351; naftaline ald&#305;rmadan o kutsal ha&#231;&#305;n odunundan sebeplenmek isteyen tahtakurular&#305;, kar&#305;ncalar, kurt&#231;uklar ve bilumum b&#246;rt&#252; b&#246;cek &#246;l&#252;me seve seve ko&#351;uyordu. Allah-&#252; Ekber diyerek &#351;&#246;yle bir irkilen Hoppa &#199;elebi&#8217;nin &#351;a&#351;k&#305;nl&#305;&#287;&#305;, s&#252;varilerin ho&#351;una gitti&#287;inden midir, adamlar s&#305;rayla Musa&#8217;n&#305;n yere vurdu&#287;unda su &#231;&#305;kartan asas&#305;n&#305;, Nuh&#8217;un gemisini yapt&#305;&#287;&#305; baltas&#305;n&#305;, bu&#287;day yeti&#351;tirmeyi insanl&#305;&#287;a &#246;&#287;reten &#194;dem&#8217;in yabas&#305;n&#305; da g&#246;sterdi. D&#252;z&#252;lm&#252;&#351; bir &#231;eyizin serimini izleyen koca kar&#305;lar gibi a&#287;&#305;zlar&#305; a&#231;&#305;k vakit ge&#231;iren adamlar&#305; k&#246;&#351;ede, girdi&#287;i sinir buhran&#305;ndan sonra uyuyan imparatorun karn&#305;ndan gelen gurultular uyand&#305;rm&#305;&#351;t&#305; da kendilerine gelip durumun vahametini kavrayabilmi&#351;lerdi. Neyse ki Piti D&#246;lakruva ve Hoppa &#199;elebi s&#252;varilere &#246;nderlik ediyordu da k&#252;&#231;&#252;k bir kurtulma &#351;anslar&#305; vard&#305;. &#199;elebi havsalas&#305;n&#305; ucundan zorlay&#305;nca herkesi harekete ge&#231;irdi. &#214;nce imparatoru &#231;&#305;r&#305;l&#231;&#305;plak soydular ve az &#246;nce yeni&#231;erinin dayaktan &#246;ld&#252;rd&#252;&#287;&#252; Balyosun elbiseleri giydirdiler. Elbette balyosa da imparatorunkileri&#8230; Daha sonra bu bahts&#305;z&#305; &#252;zerindeki i&#351;aretli elbiselerle saray &#246;n&#252;ndeki ceset y&#305;&#287;&#305;nlar&#305;n&#305;n aras&#305;na att&#305;lar ki bulunsun ve imparatoru &#246;ld&#252; sanarak pe&#351;ini b&#305;raks&#305;nlar. Ger&#231;i Balyos pek imparatora benzemiyordu ancak yedi&#287;i dayak y&#252;z&#252;nden kaym&#305;&#351; a&#287;z&#305; burnuna bak&#305;nca bunun bir insana benzedi&#287;ini s&#246;ylemek de imk&#226;ns&#305;zd&#305;. 

Ger&#231;ek imparatorun s&#305;rt&#305;ndaki derin yaradan anla&#351;&#305;ld&#305;&#287;&#305;na g&#246;re bu y&#252;rekli adam sava&#351;madan s&#305;v&#305;&#351;may&#305; se&#231;memi&#351;ti. Ayn&#305; zaman da bir hekim olan &#199;elebi imparatorun s&#305;rt&#305;n&#305; kal&#305;n bir t&#305;&#287; ile da&#287;layarak yaras&#305;n&#305; kapatm&#305;&#351;t&#305;. Hemen sonra da bu emanet odas&#305;ndan Kostantiniyye &#351;ehrini yeralt&#305;ndan dola&#351;an dehlizlere girmi&#351; ve ellerinde olan tek me&#351;aleyle karanl&#305;&#287;a kar&#305;&#351;m&#305;&#351;lard&#305;. &#214;yle dubara dolu koridorlardan ge&#231;mi&#351;lerdi ki askerler aras&#305;nda bu dehlizlerin sorumlular&#305;ndan olanlar bile arada bir &#351;a&#351;&#305;r&#305;yor geri d&#246;nmek zorunda kal&#305;yorlard&#305;. G&#246;revlerinin mevkii y&#252;z&#252;nden g&#252;ne&#351; g&#246;rmediklerinden midir, y&#252;zleri &#246;l&#252; gibi bembeyaz olan g&#246;revliler bu t&#252;nellerden Topkap&#305;s&#305;na, Limana, saraylara, sarn&#305;&#231; ve hamamlara hatta eski rivayetlere g&#246;re Prens adalar&#305;na bile gidilebilece&#287;ini s&#246;ylemi&#351;lerdi. &#214;yle de oldu. Amalfi mahallesinden bir hamamda &#231;&#305;kt&#305;lar. Piti D&#246;lakruva y&#305;lan gibi s&#252;z&#252;lerek limana inip uygun elbiseler sat&#305;n alm&#305;&#351;t&#305; ancak t&#252;nellerden &#231;&#305;kmadan &#246;nce Hoppa d&#252;zenbaz&#305;yla Cenevizli ya&#287;mac&#305;lar&#305; bulup, Katoliklerin Papas&#305;na ellerinde k&#305;ymetli emanetler oldu&#287;unu bildirmelerini kararla&#351;t&#305;rm&#305;&#351;lard&#305;. Bu k&#305;ymetli emanetler aras&#305;nda &#304;sa, Musa ve Nuh peygamberlerin yadig&#226;rlar&#305; d&#305;&#351;&#305;nda Ortodokslar&#305;n ruhani lideri olan ve Roma&#8217;n&#305;n karanl&#305;k zindanlar&#305;n&#305;n i&#351;tahla bekledi&#287;i imparator Konstantinos da vard&#305;.  

&#304;ki kafadar bu dolaplar&#305; &#231;evirirken, sessiz sedas&#305;z gelen elbiseleri giyip tacir gibi sokaklara &#231;&#305;kan ak&#305;l sa&#287;l&#305;&#287;&#305;n&#305; yitirmi&#351; imparator ve beraberindeki generalleri her &#351;eyden habersiz kendilerini Sak&#305;z adas&#305;na g&#246;t&#252;receklerini sand&#305;klar&#305; gemiye gidiyorlard&#305;. Hoppa ve D&#246;lakruva limanda imparator ve taifesiyle ayr&#305;l&#305;rken Cenevizlilerin onlar&#305; Sak&#305;z adas&#305;na 10 000 alt&#305;n kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305;nda g&#246;t&#252;receklerini s&#246;yleyerek, asl&#305;nda onlar&#305; Roma&#8217;ya 50 000 alt&#305;n kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305; satt&#305;klar&#305;n&#305; gizlemi&#351; ve hel&#226;la&#351;m&#305;&#351;lard&#305;. Bu d&#252;zenbazlar ald&#305;klar&#305; alt&#305;n dolu sand&#305;klar ve kutsal emanetlerle K&#305;r&#305;m&#8217;a gitmek i&#231;in bir gemi kiralam&#305;&#351; fakat onca paran&#305;n verdi&#287;i harcama, d&#252;nyan&#305;n nimetlerini t&#252;ketme sab&#305;rs&#305;zl&#305;&#287;&#305; y&#252;z&#252;nden Mehmet&#8217;in emrini unutarak yelkenleri sonuna dek germi&#351;ler ve bo&#287;az&#305;n &#231;&#305;k&#305;&#351;&#305;na yak&#305;n yedikleri toplarla suyun dibini boylam&#305;&#351;lard&#305;. Ayn&#305; mak&#251;s talih Mehmet&#8217;in &#246;ld&#252; sand&#305;&#287;&#305; ger&#231;ek imparatoru, Roma&#8217;ya g&#246;t&#252;ren Ceneviz kalyonunu da bulmu&#351; ve o da Propontid sular&#305;ndan &#231;&#305;kamadan bat&#305;r&#305;lm&#305;&#351;t&#305;r. Hal b&#246;yleyken Kostantiniyye t&#305;ls&#305;mlar&#305;ndan mahrum kalmam&#305;&#351; ve d&#252;nyan&#305;n dengesini koruyan bir terazi olmak vazifesini b&#305;kmadan usanmadan yerine getirmi&#351;tir. 
</description>
      <pubDate>Wed, 25 Jun 2008 06:41:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="false">1653911-blog@http://www.sosyomat.com/</guid>
      <author>zitlik seytani</author>
      <link>http://zitlik-seytani.sosyomat.com/blog/1653911</link>
    </item>
    <item>
      <title>Mantar Kula&#287;&#305;</title>
      <description>Yakla&#351;&#305;k 14 hz. civar&#305;ndan g&#246;vdeli ve yava&#351; y&#252;kselip 20 db&#8217;de patlayan bir frekans&#305;n sarst&#305;&#287;&#305; beynimle beraber i&#231;inde oldu&#287;um sanal evren de alt&#252;st olmu&#351;tu. Bu evrenin sakinleri olan k&#305;&#231;&#305;ndan birbirine yap&#305;&#351;&#305;k sevgililer birbirlerini beceremediklerinden, yaz&#305;ld&#305;klar&#305; di&#287;er k&#305;&#231;&#305;ndan birbirine yap&#305;&#351;&#305;k sevgililere, ya&#351;amak i&#231;in sevi&#351;meleri gerekti&#287;inden muhta&#231;t&#305;. Evet! Ak&#305;l almaz ama kuyruksokumlar&#305;ndan, cinsel uzant&#305;lar&#305; yahut &#231;ukurlar&#305; birbirine temas edemeyecek bi&#231;imde birbirine yap&#305;&#351;&#305;k olan bu sevgili canl&#305;lar&#305;, solunumunu da birbirlerine asla &#231;ekemeyecekleri silahlar&#305;ndan yap&#305;yorlard&#305;. &#350;u talihin i&#351;ine bak&#305;n ki sevgiden g&#246;t g&#246;te gelmi&#351; yarat&#305;klar, ya&#351;amak i&#231;in ba&#351;ka uzant&#305; yahut &#231;ukurlara ihtiya&#231; duyuyordu. &#350;u vaziyette iki adet g&#246;t&#252;nden birbirine yap&#305;&#351;&#305;k sevgilinin hayat i&#231;in birbirlerini d&#252;z&#252;&#351;lerini izliyor olmam&#305;, okuyucu r&#246;ntgencili&#287;e ba&#287;lamak yerine hayretle irkilmeliydi. &#304;zledi&#287;im bir Macar pornosunda buna benzer bir zincir g&#246;rmeme ra&#287;men k&#305;skan&#231;l&#305;k ve ya&#351;amak i&#231;in birbirine kenetlenen bu toplu seks manzaras&#305;ndan yo&#287;un bir duygu karma&#351;as&#305; da y&#252;kseliyordu. Testis yahut yumurtal&#305;klara kaym&#305;&#351; akci&#287;eri ferahlatmak, beyinleri oksijene bo&#287;mak i&#231;in bacak aralar&#305;ndan birbirini &#231;eken &#231;ift bir yandan nefes almak mucizesini ger&#231;ekle&#351;tirdi&#287;i i&#231;in inliyor bir yandan da e&#351;ini bir iki santim mesafeyle ba&#351;kas&#305;na kapt&#305;rman&#305;n h&#252;zn&#252;n&#252; b&#246;&#287;&#252;rdeyerek ya&#351;&#305;yordu. Kamasutra &#351;u vaziyet kar&#351;&#305;s&#305;nda &#246;yle &#231;aresizdi ki&#8230;

Frekansla sars&#305;l&#305;&#351;&#305;ma geri d&#246;nersek, o anda sadece ben de&#287;il g&#246;ky&#252;z&#252;nde birbirine kayan g&#246;t&#252;nden yap&#305;&#351;&#305;k &#231;ift de sars&#305;lm&#305;&#351;t&#305;. Ve karanl&#305;k d&#246;rt bir yandan bana akarken onlar karalanmay&#305; bir hediye olarak g&#246;rerek, k&#305;skan&#231;l&#305;ktan, hasetten, e&#351;ini payla&#351;man&#305;n delirticili&#287;inden kurtulmak i&#231;in sevin&#231;le hayk&#305;rd&#305; &#246;l&#252;me. Ya da g&#246;rd&#252;&#287;&#252;m buydu, belki de orgazm oluyorlard&#305;&#8230;

Her &#351;ey karanl&#305;&#287;a g&#246;m&#252;ld&#252;&#287;&#252; an kulaklar&#305;mda g&#246;zkapaklar&#305;m&#305;n a&#231;&#305;l&#305;&#351; sesi p&#305;rtlad&#305;. Ard&#305;ndan motor, korna, insan sesleri, sinek v&#305;z&#305;lt&#305;lar&#305;, g&#252;ne&#351;in kavurdu&#287;u asfalt&#305;n &#231;&#246;z&#252;lme ve ayak bileklerimle s&#305;k&#305;&#351;t&#305;rd&#305;&#287;&#305;m yumu&#351;ak maddeden gelen bakteri g&#252;rlemeleri&#8230; &#214;n&#252;mde sa&#231;tan fazlas&#305;yla yoksun bir kellede biten minik t&#252;ylerin uzama sesiyle sevin&#231;ten &#231;&#305;lg&#305;na d&#246;necekken otob&#252;s aniden h&#305;zland&#305; ve kafam&#305; koltu&#287;a sert&#231;e &#231;arpt&#305;m. Bu uyan&#305;&#351; kesinlikle &#351;ok ediciydi. Bu otob&#252;se nas&#305;l ve nerden bindi&#287;imi hat&#305;rlamad&#305;&#287;&#305;mdan &#231;ok, &#252;zerimde babam&#305;n tatilden getirdi&#287;i abuk sabuk bir g&#246;mle&#287;in olu&#351;u akl&#305;m&#305; ba&#351;&#305;mdan alm&#305;&#351;t&#305;. Soyunmak istedim ancak k&#305;ll&#305; omuz ve s&#305;rt&#305;m&#305; sergilemekle-m&#252;thi&#351; tatil g&#246;mle&#287;ini ta&#351;&#305;mak yar&#305;&#351;&#305;nda omuzlar&#305;m&#305; kapal&#305; tutmam galip gelmi&#351;ti. 

Bir &#351;eylere a&#231;&#305;kl&#305;k getirmek i&#231;in toparland&#305;&#287;&#305;m an &#246;n&#252;mdeki kellenin sahip oldu&#287;u a&#287;&#305;z ve burundan h&#305;nk&#305;rmaya benzer sesler y&#252;kseldi. Evet, kar&#351;&#305;mdaki inek burun deliklerinden birini kapam&#305;&#351; &#246;tekine y&#252;klenerek burun kanatlar&#305;na tak&#305;lm&#305;&#351; tatak tanesini tazyike &#231;abal&#305;yordu. Ensemden giren &#252;rperti &#231;al&#305;&#351;mak i&#231;in elektri&#287;ini bekleyen bir makineye &#231;evirdi beni ve e&#287;ildi&#287;im gibi yerde, bacaklar&#305;m&#305;n aras&#305;nda duran torbadan, buzdolab&#305; po&#351;etine s&#305;k&#305; s&#305;k&#305; ba&#287;lanarak kapat&#305;lm&#305;&#351; &#231;amurumsu maddeyi alarak adam&#305;n kafas&#305;nda ger&#231;ek bir g&#252;mb&#252;rt&#252; kopararak patlatt&#305;m. 

On ki&#351;inin olmad&#305;&#287;&#305; otob&#252;s&#252;n yeni ilgi merkezi sevimli salak bir &#231;ocuk ya da g&#252;zel butlu bir hatunun poposu yerine kar&#351;&#305;mdaki adam&#305;n keliydi. &#304;nanmamak hatta yanl&#305;&#351; &#351;eyi koklamak istesem de po&#351;etin patlamas&#305;yla ortaya &#231;&#305;kan koku ve yar&#305; c&#305;v&#305;k k&#305;vaml&#305; maddeden f&#305;&#351;k&#305;ran m&#305;s&#305;r taneleri, hala yerde duran torbada yedi adet po&#351;etlenmi&#351; bok oldu&#287;u ger&#231;e&#287;ini de&#287;i&#351;tirmiyordu. Bunu hangi kafayla, neden yapt&#305;&#287;&#305;m&#305; d&#252;&#351;&#252;nmek i&#231;in bir &#246;mr&#252; keyifle harcayabilirdim. Ancak kusa kusa da&#287;&#305;lan kar&#305;lar&#305;n aras&#305;ndan &#246;yle iki tip belirdi ki benim de ka&#231;mam gerekti&#287;ini anlad&#305;m. Ve nedense yerdeki torbay&#305; da b&#305;rakmad&#305;m. Keli boka bulanan tatakl&#305; adam donmu&#351; kalm&#305;&#351;t&#305;. Kap&#305;lar kapal&#305; olsa da &#252;zerime gelen &#351;of&#246;r ve muavinini atlatabilirdim. Fakat i&#351;ler filmlerde oldu&#287;u gibi y&#252;r&#252;m&#252;yordu. Kahraman&#305; ben olan &#351;u vaka kar&#351;&#305;s&#305;nda, g&#252;ya k&#246;t&#252; adamlar kafas&#305;n&#305; otob&#252;s&#252;n demirlerine falan g&#246;mmeliydi. Bunun yerine ben ka&#231;arken yerdeki boka ve galiba bokuma bas&#305;p d&#252;&#351;t&#252;m. Burnum &#246;n&#252;nde beliren boka bulanm&#305;&#351; m&#305;s&#305;r tanesi haf&#305;zam&#305; an&#305;nda &#231;&#246;zm&#252;&#351;t&#252;. Evet iki g&#252;n &#246;nce Cevizliba&#287;&#8217;da bir &#252;stge&#231;idi, elektroakustik &#231;&#305;lg&#305;nl&#305;klar&#305;m i&#231;in kaydedip, psychoacoustics besteler yahut i&#351;kenceler icat etmek amac&#305;yla bulundu&#287;um s&#305;rada yemi&#351;tim bu m&#305;s&#305;r&#305;. &#304;lgin&#231;tir ki o zamandan bu yana son hat&#305;rlad&#305;&#287;&#305;m &#351;ey 16hz ile 18Khz aral&#305;&#287;&#305; d&#305;&#351;&#305;ndaki seslerde yakalad&#305;&#287;&#305;m melodiler i&#231;in sevini&#351;imdi. Esas dumur an&#305;ysa birazdan ya&#351;ayaca&#287;&#305;md&#305;. Varl&#305;&#287;&#305;n&#305; unuttu&#287;um kulakl&#305;&#287;&#305;mdan, kula&#287;&#305;n&#305; dinleme konusunda geli&#351;tirmemi&#351; bir insan&#305;n alg&#305;layamayaca&#287;&#305; belli belirsiz sesler, sinyaller geliyordu&#8230;
</description>
      <pubDate>Thu, 05 Jun 2008 10:51:48 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="false">1566770-blog@http://www.sosyomat.com/</guid>
      <author>zitlik seytani</author>
      <link>http://zitlik-seytani.sosyomat.com/blog/1566770</link>
    </item>
    <item>
      <title>Pakize</title>
      <description>Pakize&#8230; &#304;sminin son hecesi kulaklar&#305;mdan girip b&#252;t&#252;n bedenimi nefretle titreten sevgilim benim. Hayat&#305;ma benim bile anlayamad&#305;&#287;&#305;m bir h&#305;zla girip, yanl&#305;&#351;l&#305;kla bal&#305;klar&#305;m&#305; &#246;ld&#252;ren, menek&#351;elerimi kurutan, aptal ve sidikli k&#246;pe&#287;ini evime getirip her yeri bat&#305;ran, g&#252;zel bir ak&#351;am yeme&#287;i yapmak i&#231;in b&#252;t&#252;n evi so&#287;an ve sar&#305;msak kokutan sevgilim&#8230; 

Ona bir gecede &#226;&#351;&#305;k oldum ve o lanet gecenin sabah&#305;nda benim evime ta&#351;&#305;nd&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;rd&#252;m. Makyaj malzemeleri, dolaplar dolusu sa&#231;ma sapan k&#305;yafetleri, bas&#305;m&#305; a&#287;a&#231; d&#252;&#351;manl&#305;&#287;&#305; say&#305;labilecek kitaplar&#305;, kesinlikle dinlenmemesi gereken m&#252;zikleri ve k&#246;pe&#287;iyle geldi&#287;inde elbette bu kadar tahamm&#252;l&#252; zor gelmiyordu, ismindeki o t&#305;n&#305;. Hatta ho&#351;uma bile gidiyordu diyebilirim. Ad&#305;n&#305; s&#246;yl&#252;yordum s&#252;rekli. O, varken ya da yokken, banyodayken ya da mutfaktayken&#8230; Kargalar&#305; bile dinlenesi yapabilirdi, sadece onun isminden olu&#351;an bir &#351;ark&#305;. 

Bir g&#252;n, i&#351;lerimi bitirip, tiksindi&#287;im sokaktan kendimi evime att&#305;&#287;&#305;mda mutfakta yeni ald&#305;&#287;&#305; tabaklar&#305; dolaplara yerle&#351;tirirken g&#246;rd&#252;m onu. Reng&#226;renk ve pek entip&#252;ften bir yemek tak&#305;m&#305;n&#305; bana sevin&#231;le g&#246;sterirken, benim g&#246;zlerimde &#351;imdiye kadar uzanan k&#305;zg&#305;nl&#305;&#287;&#305;m&#305;n ilk &#351;oku olan bir &#351;a&#351;k&#305;nl&#305;k vard&#305;. Ba&#351;ka bir g&#252;n, yaz&#305; masam&#305;n kar&#351;&#305;s&#305;ndaki kitaplar&#305;n yer de&#287;i&#351;tirdi&#287;ini fark edip yerimden kalkt&#305;&#287;&#305;mda iliklerime kadar i&#351;leyen bir korkuyla s&#305;&#231;rad&#305;m. Y&#305;llar s&#252;ren ara&#351;t&#305;rmalar sonunda Dublin&#8217;deki bir dostum arac&#305;l&#305;&#287;&#305;yla ald&#305;&#287;&#305;m 1804 bas&#305;m&#305; &#8220;The Mysteries of Udolpho&#8221; serisi raflarda yoktu. Antika niteli&#287;indeki d&#246;rt kitab&#305;n yerinde duran aptal psikoloji kitaplar&#305;n&#305;n isimlerini okuduk&#231;a ge&#231;irdi&#287;im &#351;ok katlanarak b&#252;y&#252;yordu. Hemen televizyonun kar&#351;&#305;s&#305;nda oldu&#287;una emin oldu&#287;um Pakize&#8217;nin yan&#305;na gittim. Ancak odaya girmemle ba&#351;&#305;mdan a&#351;a&#287;&#305; kaynar sular&#305;n d&#246;k&#252;lmesi ayn&#305; anda oldu. B&#252;t&#252;n film ar&#351;ivimi da&#287;&#305;t&#305;lm&#305;&#351; oldu&#287;unu g&#246;r&#252;nce evimin mutsuz oldu&#287;unu anlad&#305;m. Evet, eski g&#252;zel g&#252;nlerden &#231;ok uzaktayd&#305; evim. Oysa benim d&#305;&#351;ar&#305;daki tehditlere kar&#351;&#305; kalemdi buras&#305;. Ve o ho&#351;nut olmazsa sahibinden, g&#252;venilirli&#287;ini kaybedebilirdi. Bunu anlad&#305;ktan sonra, eski korkular&#305;m yeniden hortlay&#305;verdi. Karanl&#305;ktan korkmaya ba&#351;lad&#305;m. Uyumaya, hatta g&#246;zlerimi bile kapamaya &#231;ekinir oldum. En k&#246;t&#252;s&#252; ise yeniden kollar&#305;ma g&#252;ne&#351; fig&#252;rleri kaz&#305;maya ba&#351;lad&#305;m. Bunu neden yapt&#305;&#287;&#305;m&#305; bilmiyorum. Pakize&#8217;nin hayat&#305;ma girmesiyle, neden b&#305;rakt&#305;&#287;&#305;m&#305; da bilmedi&#287;im al&#305;&#351;kanl&#305;&#287;&#305;ma tekrar ba&#351;lay&#305;&#351;&#305;m&#305;n sebebini de kestiremiyorum. Tek bildi&#287;im, evim Pakize&#8217;yi sevmiyor ve onun burada olmas&#305;na m&#252;saade etti&#287;im i&#231;in, d&#305;&#351;ar&#305;daki karga&#351;an&#305;n i&#231;eriye girmesine izin vererek beni cezaland&#305;r&#305;yordu.

&#304;&#351;te t&#252;m bunlar&#305;n mimar&#305;, &#351;imdi, saatlerdir yapmaya &#231;al&#305;&#351;t&#305;&#287;&#305; yemekleri getiriyor ve beni yeme&#287;e &#231;a&#287;&#305;r&#305;yordu. Pakize, her &#351;eye ra&#287;men g&#252;zel yemek yapard&#305;. Ama g&#252;zel yemek isteyen kimdi ki? Eskisi gibi yo&#287;urt kab&#305;nda bisk&#252;vi ve s&#252;t ezerek karn&#305;m&#305; doyurmak istiyordum ben. &#350;imdi i&#231;inde oldu&#287;um duruma bak&#305;nca, yani boy boy &#231;atal ve ka&#351;&#305;&#287;&#305;n, k&#226;se ve t&#252;rl&#252; t&#252;rl&#252; tabaklar&#305;n, envai&#231;e&#351;it &#305;v&#305;r z&#305;v&#305;r&#305;n masadaki yerine yerle&#351;tirilmesinin bile bir saati ald&#305;&#287;&#305; halime bak&#305;nca, elimde eski yo&#287;urt kovam ve evdeki birka&#231; mutfak gerecinden olan ka&#351;&#305;&#287;&#305;mla odalar&#305;m&#305; dola&#351;arak, yaratt&#305;&#287;&#305;m d&#252;zeni izledi&#287;im g&#252;nleri &#246;zlemle hat&#305;rl&#305;yordum. 

Elimde k&#226;&#287;&#305;t ve kalemle geldim, Pakize&#8217;nin hep k&#252;&#231;&#252;kl&#252;&#287;&#252;nden yak&#305;nd&#305;&#287;&#305; masaya. Bunu g&#246;r&#252;nce oturdu&#287;u yerden kalk&#305;p elimdekileri, &#8220;&#351;imdi yemek yiyece&#287;iz&#8221; diyerek ald&#305;. O konu&#351;urken, ses tellerinin bo&#287;az&#305;ndaki oval koridora paralel olmamas&#305; y&#252;z&#252;nden bozuk bir keman gibi ses &#231;&#305;kart&#305;rd&#305;. Bu y&#252;zden &#231;&#305;kan iki veya &#252;&#231; farkl&#305; ses, bir a&#287;&#305;zdan &#231;&#305;karken sinir bozucu olurdu. Evimin duvarlar&#305; bu titre&#351;imleri sevmiyordu. 

K&#226;&#287;&#305;tlar&#305; al&#305;p yaz&#305; masam&#305;n &#252;st&#252;ne g&#246;t&#252;ren Pakize&#8217;den kalemimi saklamay&#305; ba&#351;arm&#305;&#351;t&#305;m. Duvarlarda rutubetten olu&#351;an &#231;izgiler bunu g&#246;r&#252;nce, gizli gizli s&#305;r&#305;t&#305;verdi. Kalemi tutan elimi masan&#305;n alt&#305;nda saklad&#305;&#287;&#305;m&#305; fark eden lamba, &#305;&#351;&#305;&#287;&#305;yla aram&#305;za giren bir &#246;r&#252;mcek a&#287;&#305;n&#305;n g&#246;lgesiyle omzumu dokundu. &#199;orba koymak i&#231;in e&#287;ilen Pakize&#8217;nin mermer heykellerinki kadar g&#252;zel ve beyaz boynu par&#305;ldad&#305; g&#246;zlerime. Hemen sonraysa sa&#287; elimdeki kalem k&#305;z&#305;la boyad&#305; masay&#305; ve g&#252;zel Pakize&#8217;nin boynunu. 

Yere y&#305;&#287;&#305;lan k&#305;z&#305;n, g&#305;rtla&#287;&#305; par&#231;alanm&#305;&#351;, s&#305;radan olmayan ses telleri s&#305;radanla&#351;m&#305;&#351;t&#305;. Can &#231;eki&#351;irken, g&#305;rtla&#287;&#305;n&#305;n ayr&#305;lan iki yakas&#305; delicesine &#231;&#305;rp&#305;n&#305;yor ve soluk borusu kan doluyordu. &#214;l&#252;m&#252; kendi kan&#305;nda bo&#287;ulmaktan olacakt&#305;. Ama her &#351;ey daha i&#287;ren&#231;le&#351;ti. Bir &#246;k&#252;z gibi b&#246;&#287;&#252;r&#252;yor ve yuttu&#287;u kan&#305; aks&#305;r&#305;yordu. Evim sustur onu dedi. &#220;zerine atlay&#305;p, kalbine ve ci&#287;erlerine saplad&#305;m kalemi. Son hat&#305;rlad&#305;&#287;&#305;m, inen her yeni darbede Pakize&#8217;nin zay&#305;flayan sesiydi. 

Kendime geldi&#287;imde, evim belki de son bir defa k&#305;zd&#305; bana ve ben belki de son defa bu kadar b&#252;y&#252;k bir pisli&#287;i temizlemek i&#231;in kollar&#305; s&#305;vad&#305;m.

</description>
      <pubDate>Fri, 01 Feb 2008 18:28:18 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="false">1121907-blog@http://www.sosyomat.com/</guid>
      <author>zitlik seytani</author>
      <link>http://zitlik-seytani.sosyomat.com/blog/1121907</link>
    </item>
    <item>
      <title>On Yedinci Kule</title>
      <description>          Yukar&#305;ya do&#287;ru uzay&#305;p giden tohum raflar&#305;yla &#231;evrili, fermantasyon salonunun i&#231; yakan o ek&#351;i kokusunu tiksinerek soluyorduk. Bir tavan arayan g&#246;zlerimizin g&#246;rd&#252;&#287;&#252; en uzak &#351;ey koca raflara t&#305;rman&#305;p, tohumlar &#252;zerindeki &#231;&#252;r&#252;k&#231;&#252;l, bakteri ve protozoalar&#305; e&#351;it miktarda da&#287;&#305;tmaya &#231;al&#305;&#351;an i&#351;&#231;iler oluyordu. G&#246;zlerimizin yetmedi&#287;i y&#252;kseklerde kaybolduklar&#305; karanl&#305;&#287;a dal&#305;p gitti&#287;imizi g&#246;ren bir ustam&#305;z sanki d&#252;&#351;&#252;nmemizi engellemeye &#231;al&#305;&#351;&#305;rcas&#305;na, o yapay sesiyle; &#8220;Haydi, k&#252;&#231;&#252;kler, s&#246;yleyin bakal&#305;m, ustalar&#305;n&#305;z t&#305;rmand&#305;klar&#305; raflarda ne yap&#305;yor?&#8221; diye sordu. Bunun yan&#305;t&#305; hi&#231; zor de&#287;ildi ve elbette hepimizin bildi&#287;i bir &#351;eydi. Hep bir a&#287;&#305;zdan cevab&#305; verirken sesimiz ve &#252;zerimizdeki b&#305;kk&#305;nl&#305;k raflar&#305;n etkisiyle neredeyse bize d&#246;nemeyecek kadar da&#287;&#305;ld&#305;; &#8220;Kolonimiz ve on yedinci kulenin yemek ihtiyac&#305;n&#305; kar&#351;&#305;lamak i&#231;in tohumlar&#305; mantarl&#305;yorlar efendimiz, gelecek kulelerin dibinde yat&#305;yor efendimiz&#8221;

          Rutin b&#246;l&#252;mler gezimiz &#252;st katlardan a&#351;a&#287;&#305;ya do&#287;ru devam ediyordu. Tohum salonlar&#305;ndan sonra s&#305;rada bizden bile k&#252;&#231;&#252;k olup hen&#252;z ko&#287;u&#351;lara verilmemi&#351; ufakl&#305;klar&#305;n beslendi&#287;i yuvalardayd&#305;. Bizim gezdirildi&#287;imiz vakitlerde uykular&#305;ndan uyanm&#305;&#351; ya da uyand&#305;r&#305;lm&#305;&#351; olan bu bacaks&#305;zlar kendilerine verilen &#246;zsuyu emerken bile yaramazl&#305;klar&#305;na devam ederdi. Elbette s&#305;ray&#305; bozup onlarla uzaktan oyun oynayanlar&#305; g&#246;ren hem&#351;ireler de hemen devreye girip, &#8220;Kulemizin anneleri ne yap&#305;yor &#231;ocuklar&#8221; diye sorard&#305;. Cevab&#305;m&#305;zdaki bitkin ses tonunun sebebi kesinlikle yorgunluk olmazd&#305;; &#8220;Eskiden bizleri besledikleri gibi bebeklerimizi beslemek, onlar&#305; kuvvetlendirmek efendimiz, gelecek kulelerin dibinde yat&#305;yor efendimiz&#8221;

          Nihayet son durak olan Zelkabhum ustan&#305;n salonuna geldi&#287;imizde y&#252;zlerimizdeki b&#305;kk&#305;nl&#305;k yerini sevince b&#305;rakm&#305;&#351;t&#305;. Bunun sebebi sadece her g&#252;n ikram etti&#287;i kar suyu ve taze tohum de&#287;il bizlere ilahi, &#351;ark&#305; s&#246;ylemesi ve en &#246;nemlisi d&#305;&#351; d&#252;nyay&#305; anlatmas&#305;yd&#305;. Her g&#252;n bizden &#246;nce gelen yirmi sekizinci ko&#287;u&#351;un &#231;ocuklar&#305;n&#305; u&#287;urlarken bizleri yani elli d&#246;rd&#252;nc&#252; ko&#287;u&#351;u i&#231;eriye davet eden Zelkabhum usta sivri &#231;enesine inen seyrek sakallar&#305; ard&#305;nda beliren g&#252;l&#252;c&#252;kle kar&#351;&#305;m&#305;zdayd&#305;. 

          Herkes yerine ge&#231;tikten sonra Zelkabhum ustam&#305;z; &#8220;Hadi sormaya ba&#351;lay&#305;n&#8221; dedi. O bizlere di&#287;er ko&#287;u&#351;lardan daha farkl&#305; davran&#305;rd&#305;. Her zaman elli d&#246;rd&#252;nc&#252; ko&#287;u&#351;un &#246;zel oldu&#287;unu ve se&#231;ilmi&#351; &#231;ocuklar oldu&#287;umuzu s&#246;ylerdi. Bunun sebebi olarak di&#287;erlerinden daha zeki ve merakl&#305; olmam&#305;z&#305; g&#246;sterirdi. &#304;lk soruyu her zamanki gibi Dazus sormu&#351;tu, &#8220;Efendimiz bizim kulemiz yani on yedinci kulenin boyu ne kadard&#305;r?&#8221; Zelkabhum sanki bu soruyu daha &#246;nce hi&#231; cevaplamam&#305;&#351; gibi, &#8220;&#350;a&#351;&#305;racaks&#305;n ama binlerce Dazus&#8217;u &#252;st &#252;ste koysan bile on yedinci kulenin yar&#305;s&#305; kadar etmez&#8221; dedi. Elbette bu aptal &#231;ocuk ikinci salak sorusunu da soracakt&#305;, &#8220;Peki efendimiz di&#287;er kulelere eskiden k&#246;pr&#252;lerimizin oldu&#287;u do&#287;ru mu?&#8221; Zelkabhum ustam&#305;z gizlemeye &#231;al&#305;&#351;t&#305;&#287;&#305; sab&#305;rla, &#8220;Sen &#231;ok ak&#305;ll&#305; bir &#231;ocuksun Dazus, bunlar&#305; bilmen hayret verici. Evet, do&#287;ru eskiden metal yollarla ba&#287;l&#305;yd&#305; birbirine kuleler. Hem de yirmi d&#246;rd&#252; birden. Ancak daha sonra al&#231;ak devler gelip ald&#305; k&#246;pr&#252;lerimizi. G&#252;r&#252;lt&#252;l&#252; hayvanlar&#305;n&#305;n kuyruklar&#305;n&#305; dald&#305;rd&#305;lar yery&#252;z&#252;ne ve alt &#252;st ettiler topraklar&#305;m&#305;z&#305;. &#304;&#351;te bu y&#252;zden yavrular&#305;m bizler kulemizden d&#305;&#351;ar&#305; &#231;&#305;kam&#305;yoruz. Ben sizler kadar k&#252;&#231;&#252;kken, arkada&#351;lar&#305;mla toprak &#252;zerinden kulelere gider hatta uzun s&#252;reler o kulelerde kal&#305;rd&#305;k. Fakat &#351;imdi en yak&#305;n&#305;n&#305; bile g&#246;rmeyeli y&#305;llar oldu. Heyecanla yerimden f&#305;rlayarak, &#8220;Siz k&#252;&#231;&#252;kken ko&#287;u&#351;lar yok muydu? &#199;ocuklar &#246;zg&#252;r m&#252;yd&#252;?&#8221; diye sordum. Her g&#252;n ayn&#305; &#351;eyleri anlatt&#305;&#287;&#305; halde, kendini keyifle dinleten Zelkabhum ustadan bunlar&#305; ilk defa duyuyordum. Soruma cevap verirken ilk kez anlatt&#305;&#287;&#305; &#231;ocuklu&#287;undan kopup gelen bir g&#252;l&#252;c&#252;kle renklendi y&#252;z&#252;, &#8220;Ko&#287;u&#351;lar vard&#305;, fakat sadece uyumak i&#231;in. K&#252;&#231;&#252;kler b&#252;y&#252;y&#252;p geli&#351;ene kadar asker g&#246;rmezdi. Hatta bizler gibi ustalar ya da hem&#351;irelerle ilk tan&#305;&#351;man&#305;z bile ergenli&#287;inizi bulurdu. Sizler &#351;anss&#305;z bir nesilsiniz. B&#252;t&#252;n g&#252;n kuleleri ve &#305;rk&#305;m&#305;z&#305; ayakta tutan b&#246;l&#252;mleri gezdiriliyor ve ko&#287;u&#351;lara kapat&#305;l&#305;yorsunuz. Elinize oyun diye verdikleri &#351;eylerle avutuluyorsunuz. Ancak bunda sorumlu bizler de&#287;il, o g&#246;rg&#252;s&#252;z ve cahil devlerdir.&#8221;

          &#8220;Eskiden kulenin dibinde kocaman bir giri&#351; vard&#305;. &#350;imdi o giri&#351;teki karma&#351;ay&#305; d&#252;&#351;&#252;n&#252;yorum da sadece izlemek bile keyifli vakit ge&#231;irmemizi sa&#287;layabilirdi. D&#252;zenin aksamadan i&#351;lemesi i&#231;in &#231;ocuklar, t&#252;m bunlar &#351;art.&#8221; diyen Zelkabhum usta s&#246;zlerini bitirdikten sonra ne&#351;eli bir ilahi okumaya ba&#351;lad&#305;. E&#351;lik etmemize ra&#287;men hepimizin akl&#305;nda i&#231;inde rahat&#231;a gezilebilecek bir kule fikrinin oldu&#287;u, dalan g&#246;zlerimizi yava&#351; yava&#351; matla&#351;an halinden belli oluyordu. 

          Gitme zaman&#305;m&#305;z geldi&#287;inde Zelkabhum usta bizlere, &#8220;Unutmay&#305;n yavrular&#305;m, s&#252;rekli dua edin. Toprak anam&#305;zdan, bizlere g&#252;&#231; vermesini dileyin&#8221; dedi. Bizler &#231;&#305;karken kap&#305;da on birinci ko&#287;u&#351; s&#305;rada bekliyordu. O an nerden ve nas&#305;l geldi&#287;ini anlayamad&#305;&#287;&#305;m bir &#231;&#305;lg&#305;nl&#305;kla refakat&#231;imizden s&#305;yr&#305;larak on birinci ko&#287;u&#351;la birlikte tekrar Zelkabhum&#8217;un salonuna dald&#305;m. Yapt&#305;&#287;&#305;m &#246;yle b&#252;y&#252;k bir delilikti ki hayat&#305;mda ilk defa ko&#287;u&#351;umdan ayr&#305;lman&#305;n g&#252;vensizli&#287;ini titreyerek hissetmi&#351;tim. S&#305;rayla i&#231;eriye ilerleyen ko&#287;u&#351;un refakat&#231;isi beni g&#246;r&#252;rse k&#305;yamet kopard&#305;. Bu y&#252;zden gayet dikkatli bi&#231;imde kendimi Zelkabhum&#8217;un papatya ve zambak ballar&#305;n&#305; koydu&#287;u raflar&#305;n ard&#305;na att&#305;m. Uzand&#305;&#287;&#305;m yerden ne yapt&#305;&#287;&#305;m&#305; d&#252;&#351;&#252;nmeye ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;m ki Zelkabhum ustan&#305;n sesi kulaklar&#305;ma yank&#305;lanarak ili&#351;ti; &#8220;Benim g&#252;zel yavrular&#305;m, ilahi mi okuyal&#305;m, yoksa bana soru mu soracaks&#305;n&#305;z?&#8221; 

          Onun di&#287;er ko&#287;u&#351;lara b&#246;yle sevecen oldu&#287;unu daha &#246;nce hi&#231; d&#252;&#351;&#252;nmemi&#351;tim. Bu k&#252;&#231;&#252;k &#351;a&#351;k&#305;nl&#305;k i&#231;ine kendimi d&#252;&#351;&#252;ncesizce att&#305;&#287;&#305;m hareketimin sonu&#231;lar&#305;n&#305; bana unutturmu&#351; gibiydi. &#199;ocuklardan biri s&#246;z alarak; &#8220;Ustam&#305;z benim bir sorum vard&#305;, ge&#231;en g&#252;n anlatt&#305;&#287;&#305;n&#305;z devler i&#231;in, &#8216;Bizim kulelerimizden bile uzun boylular&#8217; demi&#351;tiniz. Onlar d&#252;&#351;man&#305;m&#305;zsa neden kuleleri tamamen yok etmiyor&#8221; diye sordu. Zelkabhum, g&#252;lerek s&#246;z ba&#351;lad&#305;; &#8220;&#304;&#351;te sizin bu y&#252;zden kulenin en zeki ko&#287;u&#351;u oldu&#287;unuzu s&#246;yl&#252;yorum. &#350;imdi bu zek&#226;n&#305;z&#305; besleyecek k&#252;lt&#252;r&#252; vermeli san&#305;r&#305;m size&#8221;

          Ba&#351;&#305;mdan a&#351;a&#287;&#305; kaynar sular d&#246;k&#252;lm&#252;&#351;t&#252;. Demek ki Zelkabhum bize yalan s&#246;yledi. Bizi kand&#305;rd&#305;. B&#252;t&#252;n ko&#287;u&#351;lara ayr&#305; ayr&#305; ayn&#305; &#351;eyi s&#246;yl&#252;yordu. B&#252;t&#252;n kuleyi kand&#305;r&#305;yordu. Onun &#8220;en zeki sizin ko&#287;u&#351;&#8221; yalan&#305;yla uyutuluyorduk. Belki de bunu disiplini sa&#287;lamak amac&#305;yla yap&#305;yordu. Bizlere &#8220;en zeki&#8221; oldu&#287;umuza inand&#305;rarak, problem &#231;&#305;kartmam&#305;z&#305; engelliyordu. Hi&#231; &#231;abalamadan &#231;&#305;kar&#305;ld&#305;&#287;&#305;m&#305;z dahilik stat&#252;s&#252; ise bir k&#246;le gibi sabit durmam&#305;z&#305; sa&#287;l&#305;yordu. Eri&#351;ti&#287;imize inand&#305;r&#305;ld&#305;&#287;&#305;m&#305;z &#351;ey bizi k&#246;le ediyordu. Sahiplendi&#287;imiz ve sahipli&#287;i y&#252;z&#252;nden uyutuldu&#287;umuz, ay&#305;rt edici &#246;zellik sadece k&#246;lelikmi&#351;. 

          Yat&#305;p uzand&#305;&#287;&#305;m yerden k&#305;zg&#305;nl&#305;ktan k&#246;p&#252;r&#252;rken Zelkabhum&#8217;un sesi kula&#287;&#305;ma yeniden geldi. &#8220;Evet, &#231;ocuklar, devler kulelere dokunam&#305;yor &#231;&#252;nk&#252; toprak anan&#305;n g&#246;&#287;s&#252;ne dikilmi&#351; bu yap&#305;lar&#305;n alt&#305;ndan onun gazab&#305; &#231;&#305;kar diye korkuyorlar&#8221;

          Bunlar&#305; duymamla i&#231;imde bir k&#252;f&#252;r etme f&#305;rt&#305;nas&#305; kopuverdi. Toprak anaya, Zelkabhum&#8217;a, kulelere, devlere hatta hayvanlar&#305;na&#8230; Bu &#231;ok ay&#305;p ve terbiyesizce bir davran&#305;&#351;t&#305;. Ko&#287;u&#351;umuzdaki kimseye yak&#305;&#351;mazd&#305;. Ama g&#246;rg&#252; kurallar&#305;n&#305; bize &#246;&#287;retenlerin yalanc&#305; oldu&#287;unu d&#252;&#351;&#252;n&#252;nce i&#231;imden d&#305;&#351;ar&#305;ya g&#252;r&#252;lt&#252; olarak f&#305;rlayabilecek k&#252;f&#252;rleri, sessizce ko&#287;u&#351;lara da s&#305;&#231;ratman&#305;n k&#246;t&#252; bir &#351;ey olmayaca&#287;&#305;n&#305; d&#252;&#351;&#252;nd&#252;rm&#252;&#351;t&#252;. 

          G&#252;n boyu yatt&#305;&#287;&#305;m yerden, gelen ko&#287;u&#351;lara s&#246;ylenen yalanlar&#305; dinledim. Ustalar&#305;yla konu&#351;an &#231;ocuklar&#305;n onlara s&#246;ylenenler y&#252;z&#252;nden kendilerini kasarak konu&#351;malar&#305;n&#305; dinledim. Bizim ko&#287;u&#351;umuz &#252;zerine gelen d&#246;rd&#252;nc&#252;s&#252;yle de kolayl&#305;kla d&#305;&#351;ar&#305; &#231;&#305;kt&#305;m. Fakat kendi ko&#287;u&#351;uma gitmem epey zahmetli oldu. &#214;nce seksen &#252;&#231;&#252;nc&#252; ko&#287;u&#351;la tekrar yuvalara, oradan yirminci ko&#287;u&#351;la tohum salonlar&#305;na ve oradan da numaras&#305;n&#305; anlayamad&#305;&#287;&#305;m bir grupla ellili ve altm&#305;&#351;l&#305; numaral&#305; ko&#287;u&#351;lar&#305;n bulundu&#287;u katlara indim. Fakat ko&#287;u&#351; &#246;n&#252;nde refakat&#231;imizi burnundan solur halde g&#246;r&#252;nce gizli gizli buraya gelme &#231;abam&#305;n anlams&#305;zl&#305;&#287;&#305;n&#305; anlad&#305;m. Ko&#287;u&#351;tan ayr&#305;ld&#305;&#287;&#305;m &#231;oktan ortaya &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305;. Neyse ki &#8220;kayboldum&#8221; yalan&#305; &#231;ok kurcalanmam&#305;&#351; ve geri d&#246;nebilmi&#351;tim. 

          Benim &#8220;kayboldum&#8221; yalan&#305;ma inanmayan di&#287;erleri, refakat&#231;imiz ko&#287;u&#351;u terk etti&#287;inde hemen ba&#351;&#305;ma &#252;&#351;&#252;&#351;t&#252;ler. Onlar&#305;n g&#246;zlerinde merak, benimkilerde kand&#305;r&#305;lm&#305;&#351; olman&#305;n sa&#287;a sola sald&#305;rtan hali vard&#305;. &#304;&#231;imden etrafa zarar vermek, bitki liflerinden &#246;r&#252;lerek yap&#305;lm&#305;&#351; zemini kemirmek, oynamam&#305;z i&#231;in getirilen kumu da&#287;&#305;tmak geliyordu. &#350;iddetle bast&#305;r&#305;labilecek bu h&#305;rs ate&#351;inin, daha etkin s&#246;nd&#252;r&#252;c&#252;s&#252;, asl&#305;nda &#252;zerime de&#287;iyordu. Etraf&#305;m&#305; saran ko&#287;u&#351;un merakl&#305; bak&#305;&#351;lar&#305;n&#305; benimkilere benzetmek i&#231;imi ferahlatabilirdi. &#214;yle de yapt&#305;m. T&#252;m g&#246;rd&#252;klerimi ve duyduklar&#305;m&#305; onlara anlatt&#305;m. Uyuma vakti gelene kadar aram&#305;zda bunu tart&#305;&#351;t&#305;k. &#304;kiye b&#246;l&#252;nm&#252;&#351;t&#252;k. Baz&#305;lar&#305; bunun sa&#231;mal&#305;k oldu&#287;unu, benim t&#252;m bunlar&#305; uydurdu&#287;umu d&#252;&#351;&#252;n&#252;rken, i&#231;inde benim de bulundu&#287;um grup kand&#305;r&#305;ld&#305;&#287;&#305;m&#305;z&#305;, devlerin ve toprak anan&#305;n olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; &#246;ne s&#252;rm&#252;&#351;t&#252;. Nihayet refakat&#231;i ustam&#305;z&#305;n uyku saatini hat&#305;rlatmaya gelmesinden hemen &#246;nce karara vard&#305;k. Uyumayacak buradan d&#305;&#351;ar&#305; &#231;&#305;k&#305;p her &#351;eyi kendi g&#246;zlerimizle g&#246;recektik. 

          Aram&#305;zda d&#246;rt ki&#351;i bu g&#246;reve talip olmu&#351;tu. Ben, Zirgliai, Daudzam ve benim yalan s&#246;yledi&#287;imi iddia eden Dazus d&#305;&#351;ar&#305; &#231;&#305;kacakt&#305;k. Bu &#231;&#305;k&#305;&#351; i&#231;in izleyece&#287;imiz yol ko&#287;u&#351;un i&#231;inde oldu&#287;undan kimseye yakalanma riskimiz yoktu. Kuledeki bir&#231;ok yer gibi buran&#305;n da d&#252;z bir tavan&#305; de&#287;il, yukar&#305;ya do&#287;ru giderek incelen yar&#305;&#287;&#305; vard&#305;. K&#305;sa bir s&#252;re &#246;nce bu yar&#305;&#287;&#305;n ince taraf&#305;ndan i&#231;eriye su s&#305;zmaya ba&#351;lay&#305;nca, kalafatlamak i&#231;in gelen ustalar&#305;m&#305;z buran&#305;n d&#305;&#351;ar&#305;ya a&#231;&#305;ld&#305;&#287;&#305;n&#305; ve ne olursa olsun oraya t&#305;rmanmamam&#305;z gerekti&#287;ini s&#246;ylemi&#351;lerdi. Hem de bizleri, kocaman hortumuyla av&#305;n&#305; yutan hayali yarat&#305;klarla korkutmu&#351;lard&#305;. Ne sa&#231;mal&#305;k&#8230;

          Zirgliai ve Daudzam ne kadar iyi bir t&#305;rman&#305;c&#305;ysa, Dazus ve ben de o kadar beceriksizdik. Hen&#252;z yeni t&#305;rmanmaya ba&#351;lamam&#305;za ra&#287;men zorlan&#305;yorduk. Ancak duvarlar&#305;n daralarak ufac&#305;k bir yar&#305;&#287;a d&#246;n&#252;&#351;t&#252;&#287;&#252; uca geldi&#287;imizde esas zor olan&#305;n kalafat malzemesinin s&#246;k&#252;lmesi oldu&#287;unu g&#246;rd&#252;k. Bal, re&#231;ine ve art&#305;k yumurta kabuklar&#305;ndan yap&#305;lan malzeme neredeyse tamamen donmu&#351;tu. G&#246;z g&#246;ze geldi&#287;im Dazus&#8217;dan hi&#231; beklemedi&#287;im bir hareketle, dolgu malzemesini &#305;s&#305;rmas&#305; beni &#351;ok etmi&#351;ti. Kalafat malzemesini di&#351;liyor ve t&#252;k&#252;r&#252;yordu. Birka&#231; kez bunu tekrarlad&#305;ktan sonra, &#351;a&#351;k&#305;nl&#305;kla onu izleyen bize d&#246;nerek, &#8220;&#304;&#351;e yar&#305;yor, ama acele edelim. Katman&#305;n ilerisi hala yumu&#351;ak&#8230; H&#305;zl&#305; davran&#305;rsak havayla temas edip donmas&#305;n&#305; engelleyebiliriz&#8221; dedi. 

          Delirmi&#351;&#231;esine dolguya sald&#305;ran bizleri a&#351;a&#287;&#305;dan izleyenler kat&#305;la kat&#305;la g&#252;l&#252;yordu. A&#351;a&#287;&#305; att&#305;&#287;&#305;m&#305;z dolgu par&#231;alar&#305;n&#305; temizlemekten de geri durmuyorlard&#305;. 

          &#304;&#351;e ba&#351;layal&#305; epey zaman olmu&#351;tu. &#199;enelerimizi dinlendirmek i&#231;in ara verdi&#287;imizde incelen saydam tabakan&#305;n ard&#305;ndan lacivert bir &#305;&#351;&#305;k geliyordu. Aram&#305;zda bu lacivert &#305;&#351;&#305;&#287;&#305;n giderek a&#231;&#305;k bir tona, hatta k&#305;z&#305;ll&#305;&#287;a d&#246;nd&#252;&#287;&#252; tart&#305;&#351;mas&#305;n&#305;n yan&#305; s&#305;ra yapt&#305;&#287;&#305;m&#305;z&#305; ustalar&#305;m&#305;za nas&#305;l izah edece&#287;imizi de konu&#351;uyorduk. Asl&#305;nda bunda d&#252;&#351;&#252;n&#252;lecek bir taraf da yoktu zaten. A&#231;t&#305;&#287;&#305;m&#305;z deli&#287;in etraf&#305;ndaki di&#351; izlerini yok edersek sorun kalmazd&#305;. Malzemenin bozuldu&#287;u akla gelebilirdi. 

          Yeniden i&#351;e giri&#351;ti&#287;imizde ana malzemesi re&#231;ine olan kar&#305;&#351;&#305;m&#305;n yeniden sertle&#351;ti&#287;inin fark&#305;na vard&#305;k. Bu &#231;ok yak&#305;nda delikten d&#305;&#351;ar&#305; &#231;&#305;kabilece&#287;imiz anlam&#305;na geliyordu. Fakat d&#305;&#351;ar&#305;da bizleri neyin kar&#351;&#305;layaca&#287;&#305;ndan habersiz oldu&#287;umuzdan bunun i&#231;in sevinemiyorduk. Bedenimiz uzun zamand&#305;r harcad&#305;&#287;&#305; enerji y&#252;z&#252;nden epey g&#252;&#231;s&#252;z d&#252;&#351;m&#252;&#351;t&#252;. Ancak son darbeyi nihayet vurabilmi&#351; ve son par&#231;ay&#305; d&#305;&#351;ar&#305;ya itmi&#351;tik. Deli&#287;in a&#231;&#305;lmas&#305;yla i&#231;eriye serin bir hava ak&#305;m&#305; girmi&#351;ti. D&#246;rd&#252;m&#252;z de donakalm&#305;&#351;, a&#351;a&#287;&#305;dakilerin yutkunmalar&#305; ard&#305;ndan i&#231;imizden birinin ba&#351;&#305;n&#305; d&#305;&#351;ar&#305;ya &#231;&#305;karmas&#305;n&#305; bekliyorduk. 

          Usul usul deli&#287;e yana&#351;t&#305;m ve ba&#351;&#305;m&#305; ilk ben &#231;&#305;kard&#305;m. G&#246;rd&#252;klerim &#351;a&#351;k&#305;nl&#305;ktan beni deliye &#231;evirdi. D&#305;&#351;ar&#305;n&#305;n bir kubbesi yoktu ya da bu kubbe &#231;ok geni&#351;ti. Ayr&#305;ca her &#351;ey kendi renkli &#305;&#351;&#305;&#287;&#305;n&#305; yay&#305;yordu. Toprak dedikleri &#351;eyle kapl&#305; de&#287;ildi yery&#252;z&#252;. Her yer alabildi&#287;ine sar&#305; otlarla kapl&#305;yd&#305;. Ba&#351;&#305;m&#305; sa&#287;a do&#287;ru &#231;evirdi&#287;imde &#231;ok uzaklarda yak&#305;lm&#305;&#351; devasa bir ate&#351;in ucunu g&#246;rd&#252;m. &#214;yle ki &#305;s&#305;s&#305; ve &#305;&#351;&#305;&#287;&#305; buralara kadar vuruyordu. Giderek renkleri daha a&#231;&#305;k tonlara b&#252;r&#252;nen d&#305;&#351;ar&#305;y&#305; merak eden arkamdakiler kenara &#231;ekilmemi s&#246;yleyince, kulenin d&#305;&#351; duvarlar&#305;nda buldu&#287;um bir kuytuya yerle&#351;erek onlara m&#252;saade ettim. Kulenin d&#305;&#351;&#305; da i&#231;iyle ayn&#305; malzemedendi. &#304;&#231;inde oldu&#287;um kuytudan biraz sark&#305;nca di&#287;er kuleler de g&#246;r&#252;n&#252;yordu. Kimisi e&#287;ilmi&#351;, kimisi devrilmi&#351; kuleler g&#246;r&#252;nce Zelkabhum&#8217;un hakl&#305; olabilece&#287;ini d&#252;&#351;&#252;nsem de, &#351;u an i&#231;in her &#351;ey &#231;ok g&#252;zeldi. Hakl&#305;yd&#305;m. Devler ve yarat&#305;klar&#305; yoktu i&#351;te. Sa&#287; tarafta g&#246;rd&#252;&#287;&#252;m ate&#351; giderek b&#252;y&#252;yor ve b&#252;r&#252;nd&#252;&#287;&#252; k&#305;z&#305;l bir yar&#305;m daire halinden yery&#252;z&#252;nden kopan bir ate&#351; topuna d&#246;n&#252;&#351;&#252;yordu. Bu bizi korkutmu&#351;tu. Acaba buna biz mi sebep olmu&#351;tuk endi&#351;eleri duyarken, yukar&#305;dan bir feryat kopuverdi. Kulenin dik d&#305;&#351; duvarlar&#305;ndan h&#305;zla ve korkusuzca inen bir askerdi bu.

          Ba&#287;&#305;ra &#231;a&#287;&#305;ra inen asker yolu yar&#305;lam&#305;&#351;t&#305; ki, onun korkusuyla titremeye ba&#351;layan bizleri &#351;ok eden bir &#351;ey oldu. &#304;leride, uzun otlar&#305;n aras&#305;ndan bizim kulemizde bile uzun boylu ve bizim kulemizi enlemesine elli defa i&#231;ine alabilecek bir yarat&#305;k &#231;&#305;kt&#305;. Hay&#305;r hay&#305;r! Elli de&#287;il iki y&#252;z elli! &#304;ncecik bir beli vard&#305; ve arka taraf&#305;n&#305; k&#305;vrakl&#305;kla oynatabiliyordu. Ayr&#305;ca arka taraf&#305;nda ba&#351;ka yarat&#305;klar ta&#351;&#305;yordu. 

          Yukar&#305;dan ba&#287;&#305;ra &#231;a&#287;&#305;ra gelen asker bu devasa yarat&#305;&#287;&#305; g&#246;r&#252;nce sunturlu bir k&#252;f&#252;r savurdu ve yan&#305;m&#305;za geldi&#287;inde, k&#305;zmak yerine, &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305;m&#305;z yar&#305;&#287;a geriye soktu bizi. Ba&#351;ta asker olmak &#252;zere hepimiz &#351;ok i&#231;indeydik. Dazus bana d&#246;nm&#252;&#351; &#8220;Hani hepsi palavrayd&#305;, hani Zelkabhum Ustam&#305;z yalanc&#305;yd&#305;?&#8221; diye homurdan&#305;yordu. Bunun &#252;zerine Zirgliai Dazus&#8217;un ensesine &#351;apla&#287;a patlat&#305;verdi; &#8220;Seni sersem yarat&#305;k, kimin hakl&#305; olup olmad&#305;&#287;&#305; m&#305; m&#252;him &#351;imdi?&#8221; diye sordu ve bizim a&#231;t&#305;&#287;&#305;m&#305;z yar&#305;&#287;a girip tir tir titreyen askeri g&#246;stererek, &#8220;Galiba biz olacaklar&#305;n fark&#305;nda de&#287;iliz. Halimize bak&#8221; dedi.

          Evet, korkmuyorduk. &#199;&#252;nk&#252; &#351;u an &#231;ok ileride olan yarat&#305;&#287;&#305;n devasa homurdanmas&#305; hen&#252;z topra&#287;&#305; titretmiyordu. Yava&#351; yava&#351; bir g&#252;r&#252;lt&#252;yle beraber b&#252;y&#252;yen titre&#351;imler art&#305;k tamamen hissedildi&#287;inde yarat&#305;k yak&#305;n&#305;m&#305;zdayd&#305;. Y&#246;n&#252;n&#252; en ba&#351;taki kuleye do&#287;ru &#231;eviren mahl&#251;k yeri sarsan ve kulaklar&#305;m&#305;z&#305; sa&#287;&#305;r eden homurtusunu kesti&#287;inde ortal&#305;&#287;a b&#252;y&#252;k bir sessizlik yay&#305;ld&#305;. Bu devasa yarat&#305;&#287;&#305;n &#246;n&#252; k&#305;rm&#305;z&#305; arka taraf&#305; maviydi. &#220;zerinde ilgin&#231; i&#351;aretler vard&#305;. Toparlak ayaklar&#305; &#231;e&#351;itli boylarda olan bu &#351;eyin arka taraf&#305;nda ta&#351;&#305;d&#305;klar&#305; ise devlerdi. O ne hain bak&#305;&#351;lard&#305; g&#246;zlerindeki&#8230;

          S&#305;rt&#305;ndan inenler ilk kulenin ba&#351;&#305;na toplanm&#305;&#351;t&#305;. K&#305;rm&#305;z&#305; &#246;n taraf&#305;na kurulmu&#351; ve devlerin &#246;nderine benzeyen ki&#351;iyi dinliyorlard&#305;. &#199;ok ge&#231;memi&#351;ti ki, ilk kuleye sald&#305;rd&#305;lar. Bu vah&#351;i manzara kar&#351;&#305;s&#305;nda hepimiz donup kalm&#305;&#351;t&#305;k. Ancak so&#287;ukkanl&#305;l&#305;&#287;&#305;n&#305; koruyan en fazla bizlerdik ki yan&#305;m&#305;zdaki asker h&#252;ng&#252;r h&#252;ng&#252;r a&#287;l&#305;yordu. Devlerin g&#252;&#231;leri yetmeyince koca hayvanlar&#305;n&#305;n arka taraf&#305;ndan aletlerini getirdiler. Bunlar ilkel kazma ve k&#252;reklere benziyordu. Zaten bu cahil yarat&#305;klar&#305;n daha ilerisini kullanmas&#305;na &#351;a&#351;ard&#305;m. 

          S&#246;kmeye &#231;al&#305;&#351;t&#305;klar&#305; ilk kulede kimse ya&#351;amazd&#305;. Daha sonra da&#287;&#305;ld&#305;lar ve her bir dev tek ba&#351;&#305;na kulelere sald&#305;rd&#305;. Hemen yan&#305; ba&#351;&#305;m&#305;zdaki kuleye yana&#351;an dev o iri ayaklar&#305;yla kuleye bir tekme att&#305;. &#214;yle g&#252;&#231;l&#252;yd&#252;ler ki, toprak anam&#305;z&#305;n, yery&#252;z&#252;n&#252; &#231;i&#287;neyen yarat&#305;klar aras&#305;nda yapt&#305;&#287;&#305; bu g&#252;&#231; farkl&#305;l&#305;klar&#305;n&#305;n ne kadar adaletsiz oldu&#287;unu d&#252;&#351;&#252;nd&#252;m ve ona k&#305;zd&#305;m. Dev ikinci tekmesinde yan&#305;m&#305;zdaki kuleyi yerle bir etmi&#351;ti. Bu kuleden ve di&#287;erlerinden feryatlar y&#252;kseliyordu. Y&#305;k&#305;lanlar&#305;n dibinde yumurtalar&#305;m&#305;z ve larvalar&#305;m&#305;z kayn&#305;yordu. Ka&#231;&#305;&#351;maya &#231;al&#305;&#351;an, bir tane yumurta ya da larva kurtarmaya &#231;al&#305;&#351;an karde&#351;lerimiz yuvas&#305;z kalacakt&#305;. Ve bizlerin de ayn&#305; sonu ya&#351;ayaca&#287;&#305;m&#305;z apa&#231;&#305;k ortadayd&#305;. 

          Y&#305;kt&#305;&#287;&#305; kuleyi omuzlay&#305;p hayvan&#305;n&#305;n arkas&#305;na g&#246;t&#252;ren devin ard&#305;ndan ba&#351;ka bir dev g&#246;r&#252;nd&#252;. Hedefi bizim kulemizdi. Tam kar&#351;&#305;m&#305;zda duran devle g&#246;z g&#246;ze gelmi&#351;tik berbat sonumuzu d&#252;&#351;&#252;nmek yerine, sonumuzu haz&#305;rlayan&#305;n a&#287;z&#305;ndan sarkan ve ucundan duman &#231;&#305;kan &#351;ey dikkatimi &#231;ekmi&#351;ti. Ancak dev onu incelememe f&#305;rsat vermeden koca ayaklar&#305;yla kulemize bir tekme vurmu&#351;tu. Bizi yuvam&#305;zdan koparan bu darbesi yere d&#252;&#351;memize sebep oldu. 

          O y&#252;kseklikten d&#252;&#351;&#252;p hala ya&#351;ad&#305;&#287;&#305;m&#305;za inanam&#305;yorum. Di&#287;erlerini g&#246;remiyordum ama a&#287;lay&#305;&#351;lar&#305;n&#305; duyabiliyordum. Toprak &#246;yle yumu&#351;ak ve s&#305;cakt&#305; ki, onun &#252;zerinde bir g&#252;n ya&#351;amak i&#231;in kulede ge&#231;mi&#351; bir &#246;mr&#252; verebilirdim. Devin ikinci tekmesiyle k&#252;t&#252;rdeyerek y&#305;k&#305;lan kule dibinde larvalar ve yumurtalar f&#305;rlad&#305;. Herkes bir larva kurtarmak m&#252;cadelesindeyken ben uzaklara ka&#231;maya ba&#351;lad&#305;m. Ard&#305;ma bakmadan ko&#351;abildi&#287;im kadar ko&#351;tum. D&#246;nd&#252;&#287;&#252;mde kule diplerinden f&#305;&#351;k&#305;ran ve bize gelece&#287;imizmi&#351; gibi inand&#305;r&#305;lan larva tepelerinden &#231;&#305;&#287;l&#305;klar y&#252;kseliyordu. Gelecek kulelerin dibinde yat&#305;yormu&#351;. Hah g&#252;lerim ben buna. Gelecek benim ayaklar&#305;m dibinde. Gelecek &#246;zg&#252;rl&#252;&#287;e uyanm&#305;&#351; bir kar&#305;ncan&#305;n ayaklar&#305; dibinde art&#305;k&#8230;
</description>
      <pubDate>Fri, 01 Feb 2008 18:27:11 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="false">1121904-blog@http://www.sosyomat.com/</guid>
      <author>zitlik seytani</author>
      <link>http://zitlik-seytani.sosyomat.com/blog/1121904</link>
    </item>
    <item>
      <title>Kutsal &#350;ehir</title>
      <description>         Son &#252;&#231; ayd&#305;r sabah&#305;n en erken saatlerinden, gece yar&#305;lar&#305;na kadar, efendim Eusebius&#8217;la K&#252;&#231;&#252;k Asya ve Do&#287;u Ermenistan topraklar&#305;nda yapt&#305;&#287;&#305;m&#305;z bitki ara&#351;t&#305;rmalar&#305;n&#305; toparlamaya &#231;al&#305;&#351;&#305;yorduk. Be&#351; y&#305;l &#246;nce yola &#231;&#305;karken, Konstantinopolis&#8217;e elimizde tamamlanm&#305;&#351; bir elyazmas&#305; ve bunun en az on kopyas&#305;yla geri d&#246;nece&#287;imizi kararla&#351;t&#305;rmam&#305;za ra&#287;men gitti&#287;imiz bereketli topraklar&#305;n bizlere sundu&#287;u &#231;e&#351;itlilik ve bu &#231;e&#351;itli&#287;in eski bir hekim olan efendimin akl&#305;na soktu&#287;u sarho&#351;luk y&#252;z&#252;nden ba&#351;ar&#305;l&#305; bir &#231;al&#305;&#351;ma olu&#351;turmay&#305; ba&#351;aramad&#305;k. 

          Efendimin b&#252;y&#252;k &#231;al&#305;&#351;ma odas&#305; toprak, gezilerimizde ay&#305;klayabildi&#287;imiz tohum taneleri, efendimin h&#252;nerli ellerinden &#231;&#305;km&#305;&#351; bitki resimleri ve bu bitkilerin renkleri, kokular&#305; veya boyutlar&#305;n&#305;n not edildi&#287;i par&#351;&#246;menlerle doluydu. Bu karma&#351;a i&#231;inde uzun zamand&#305;r Kyzikos ve Amisos&#8217;da buldu&#287;u adamotlar&#305;n&#305;n eskizlerini arayan efendim b&#305;kk&#305;nl&#305;k ve tela&#351;la; &#8220;Parse&#287; b&#305;rakal&#305;m, yar&#305;n kald&#305;&#287;&#305;m&#305;z yerden devam ederiz. Hadi &#351;imdi hi&#231;bir yeri kurcalamadan bu oday&#305; yar&#305;na kadar terk edelim&#8221; dedi. Ba&#351;&#305;m&#305; &#8216;evet&#8217; anlam&#305;nda sallayarak, pe&#351;inden &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305;m efendimin mahzene inen basamaklara y&#246;neldi&#287;ini g&#246;r&#252;nce passum&#8217;un tad&#305;n&#305; ya da tad&#305;na duydu&#287;um bir gecelik hasreti dama&#287;&#305;mda hissetmi&#351;tim. Birazdan elinde, sonuna kadar doldurulmu&#351; iki k&#226;seyle yukar&#305; &#231;&#305;kan Eusebius bir yandan da s&#246;yleniyordu; &#8220;&#199;ok &#231;al&#305;&#351;mal&#305;y&#305;z Parse&#287;, &#231;ok&#8230; Ke&#351;ke zaman&#305;nda daha fazla &#252;st&#252;ne d&#252;&#351;seymi&#351;iz yaz&#305;ya ge&#231;me i&#351;leminin&#8221;.

          Bir s&#252;re kar&#351;&#305;l&#305;kl&#305; konu&#351;tuktan ve yar&#305;nki plan&#305;m&#305;z&#305; yapt&#305;ktan sonra yatmak i&#231;in odalar&#305;m&#305;za &#231;ekilecektik ki, avlu kap&#305;s&#305;ndan gelen seslerle bedenlerimiz kaskat&#305; kesilmi&#351;ti. &#304;lk g&#252;r&#252;lt&#252;n&#252;n ard&#305;ndan h&#305;zl&#305; ve seri bir &#351;ekilde kap&#305;m&#305;z &#231;al&#305;nmaya ba&#351;lay&#305;nca, p&#252;rdikkat kabartt&#305;&#287;&#305;m&#305;z kulaklar&#305;m&#305;zdan i&#231;imize dayan&#305;lmaz bir &#252;rperme hissi akt&#305;. B&#305;rakal&#305;m buraya gece birilerinin u&#287;ramas&#305;n&#305;, g&#252;nd&#252;zleri bile hi&#231; misafirimiz olmazd&#305;. Zaten bu ama&#231;la efendim k&#246;&#351;k&#252; buraya in&#351;a ettirmi&#351;ti. Hebdomon, Konstantinopolis&#8217;e yak&#305;n ancak sakinlerinin pek u&#287;ramay&#305; d&#252;&#351;&#252;nmeyece&#287;i kadar uzak bir yerdi. Kimsenin i&#351;ini g&#246;rece&#287;i bir &#351;ey yoktu. Daha &#246;nce bir papaz grubunun geldi&#287;ini g&#246;rm&#252;&#351;t&#252;m ancak gecenin bu vakti kap&#305;m&#305;z&#305; &#231;alanlar&#305;n papazlar gibi hay&#305;rl&#305; sebeplerden gelmi&#351; olmas&#305; olanaks&#305;zd&#305;. 

          Efendim alelacele, kendine k&#305;l&#305;&#231;, bana da bir kama buldu ve beraberce alt kata, kap&#305;ya y&#246;neldik. Bir yandan basamaklar&#305; iniyor, bir yandan da efendimden talimatlar al&#305;yordum. &#350;ayet Macar ve Venedikli hara&#231;&#231;&#305;lar geldiyse onlar&#305; i&#231;eriye davet edecek biraz &#351;arap verip bo&#351; bir anlar&#305;nda i&#351;lerini bitirecektik. Elbette bunu elimizde titreyen silahlar&#305;m&#305;zla yapmayacakt&#305;k. Efendim Eusebius, bald&#305;ran otu dallar&#305; ve k&#305;rlang&#305;&#231; otu k&#246;k&#252;nden haz&#305;rlad&#305;&#287;&#305; toz zehri s&#252;rekli yan&#305;nda veya ula&#351;abilece&#287;i bir yerlerde saklard&#305;. 

          Kap&#305;n&#305;n &#246;n&#252;ne indi&#287;imizde Eusebius tedirgin g&#246;zlerle bana bakt&#305; ve hala kap&#305;y&#305; &#231;alan ki&#351;iye, &#8220;Kimsiniz?&#8221; diye seslendi. Bu andan sonra kap&#305;y&#305; tok ve ritmik seslerle &#231;alan kar&#351;&#305;m&#305;zdaki de biz gibi sessizli&#287;e b&#252;r&#252;nd&#252;. Simetri ekseni kap&#305; olan, bir ses arayan kulaklar yak&#305;nla&#351;mas&#305; ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305; ki, korkuyla, korkulmayacak titre&#351;imler duymaya &#231;al&#305;&#351;an kulaklar&#305;m&#305;zdan i&#231;eri tiz ve y&#252;ksek sesli bir t&#305;klama girerek, efendimle beni bulundu&#287;umuz yerden bir ad&#305;m geriye z&#305;platt&#305;. Biraz &#246;nceki ritmi sadece daha &#252;rpertici bir tiz oktavda &#231;alan her neyse Eusebius&#8217;u k&#305;zd&#305;rm&#305;&#351;t&#305;. Bunun &#252;zerine h&#305;zla ve sert&#231;e kap&#305;y&#305; a&#231;t&#305;&#287;&#305;nda g&#246;rd&#252;&#287;&#252;m&#252;z manzara bizleri &#351;ok etmi&#351;ti. 

          Tanr&#305;m beni ba&#287;&#305;&#351;las&#305;n ancak kar&#351;&#305;m&#305;zdaki, siyah bir harmani giymi&#351; maymuna benziyordu. Boyu normal bir insan&#305;n yar&#305;s&#305; kadar bile de&#287;ildi. Ufak y&#252;z&#252;ne tam bir tezat olu&#351;turan iri elmac&#305;k kemikleri surat&#305;n&#305;n yar&#305;s&#305; ediyordu. Sol g&#246;z&#252; yuvas&#305;ndan s&#246;k&#252;lm&#252;&#351; ve da&#287;lanm&#305;&#351;, sa&#287; g&#246;z&#252;n&#252;n de iyi g&#246;remedi&#287;i hareketlerinde anla&#351;&#305;l&#305;yordu. Ancak esas &#351;a&#351;&#305;rt&#305;c&#305; olansa, kap&#305;n&#305;n h&#305;zla a&#231;&#305;lmas&#305;yla elindeki ha&#231;la kap&#305;ya vuran adam&#305;n y&#252;z&#252;ndeki i&#287;ren&#231; g&#252;l&#252;msemeydi. Bu g&#252;l&#252;mseme, kalan tek g&#246;z&#252;n&#252;n zay&#305;fl&#305;&#287;&#305;ndan ge&#231; idrak etti&#287;i kap&#305;n&#305;n a&#231;&#305;l&#305;&#351;&#305;n&#305; fark etmesiyle son buldu. Bizi &#351;a&#351;k&#305;na &#231;evirense bundan sonra oldu. Adam ya da her neyse bu &#351;ey, kendini efendim Eusebius&#8217;un ayaklar&#305; dibine att&#305;. Sa&#287; elindeki ha&#231;&#305; havaya kald&#305;rm&#305;&#351;, dudaklar&#305; yeri &#246;pen yabanc&#305;n&#305;n seri bir homurdanmay&#305; and&#305;ran konu&#351;mas&#305;ndan hi&#231;bir &#351;ey anla&#351;&#305;lm&#305;yordu. Efendim hayretle y&#252;z&#252;me bakarken, &#231;ekinerek de olsa e&#287;ilerek adam&#305; kald&#305;rd&#305;m. Kap&#305;y&#305; ilk a&#231;t&#305;&#287;&#305;m&#305;zda g&#246;rd&#252;&#287;&#252;m&#252;z hali pek merhamet g&#246;sterilesi biri olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; d&#252;&#351;&#252;nd&#252;r&#252;yordu. Ayr&#305;ca gecenin bu vakti bizi epey de korkutmu&#351;tu. Ancak bundan kurtulman&#305;n tek yolu cebine birka&#231; kuru&#351; para s&#305;k&#305;&#351;t&#305;rmaktan ge&#231;ti&#287;i de, yere onursuzca kapaklan&#305;&#351;&#305;ndan belliydi. Para kesemden &#231;&#305;kard&#305;&#287;&#305;m yar&#305;m g&#252;m&#252;&#351;l&#252;&#287;&#252; eline ili&#351;tirdi&#287;imde, paray&#305; bana uzatarak ve daha belirgin bir ses tonuyla, &#8220;Ba&#287;&#305;&#351;lay&#305;n efendim, paran&#305;z&#305; alamam. Ben buraya hekimi Efendim Theoliptos&#8217;un ricas&#305; &#252;zerine &#231;a&#287;&#305;rmaya geldim&#8221; dedi. Hekim diyerek kastetti&#287;i Eusebius&#8217;tu. Eusebius, &#8220;Efendin kim&#8221; diye sorunca, adam, &#8220;Aya Triada Manast&#305;r&#305;nda papazl&#305;k ve k&#252;t&#252;phanecilik yapan Theoliptos&#8217;tur&#8221; diyerek, k&#305;y&#305;y&#305; i&#351;aret ederek devam etti; &#8220;Kay&#305;&#287;&#305;mla sizi g&#246;t&#252;r&#252;p tekrar geri g&#246;t&#252;rebilirim. L&#252;tfen efendim, karde&#351;imizin can&#305; &#231;ok ac&#305;yor, di&#351;inin &#231;ekilmesi gerekli&#8221;.

          Eusebius&#8217;un g&#246;zleri fal ta&#351;&#305; gibi a&#231;&#305;lm&#305;&#351;t&#305;. Elbette bunun sebebi di&#351;i &#231;ekilecek bir hasta bulmas&#305; de&#287;il, hastan&#305;n Aya Triada manast&#305;r&#305;ndaki de&#287;erli k&#252;t&#252;phanenin sorumlular&#305;ndan olu&#351;uydu. 

                              *          *          *

          Nihayet k&#305;y&#305;lar&#305;na ula&#351;t&#305;&#287;&#305;m&#305;z Halki adas&#305; bizleri, &#252;zerinde &#231;ok az yabanc&#305; bar&#305;nd&#305;rman&#305;n verdi&#287;i a&#231;l&#305;kla i&#231;ine &#231;ekiyordu. K&#252;&#231;&#252;k bir ta&#351; limandan tepedeki manast&#305;ra kadar d&#252;md&#252;z ilerleyen yol, ortal&#305;k &#231;ok karanl&#305;k olsa bile a&#287;a&#231;lar&#305;n, g&#246;ky&#252;z&#252;nden akan karanl&#305;ktan daha koyu siluetleri sayesinde se&#231;ilebiliyordu. &#214;n&#252;m&#252;zde, kendisini izledi&#287;imiz ve g&#246;zlerinden biri hi&#231; olmayan ve di&#287;er g&#246;z&#252;n&#252;n ak&#305;yla, bebe&#287;i ay&#305;rt edilemeyen bir adam&#305; izliyoruz, ta&#351; limandan ald&#305;&#287;&#305;m&#305;z me&#351;alelerin &#305;&#351;&#305;&#287;&#305;n&#305; yutmaya &#231;al&#305;&#351;an karanl&#305;&#287;&#305;n i&#231;ine y&#252;r&#252;yoruz ve tepede bir akbaba yuvas&#305; gibi duran manast&#305;ra di&#351; &#231;ekmeye gidiyoruz&#8230; T&#252;m bunlar delilikti ama efendim Eusebius&#8217;un b&#246;yle garip tak&#305;nt&#305;lar&#305; ve merak&#305;, &#351;u yapt&#305;&#287;&#305;m&#305;z&#305; ona d&#252;nyan&#305;n en mant&#305;kl&#305; i&#351;i gibi g&#246;steriyordu. Hen&#252;z k&#252;&#231;&#252;k bir &#231;ocukken onun yan&#305;na verildi&#287;imden beri Aya Triada Manast&#305;r&#305;na olan sempatisini biliyordum. Ona g&#246;re buran&#305;n k&#252;t&#252;phanesinde y&#252;z farkl&#305; &#304;ncil ve eski Yunan ve Pers d&#252;&#351;&#252;n&#252;rlerinin kaybolmu&#351;, yok edilmi&#351; eserleri burada saklan&#305;yordu. Zaten bizleri bu maceran&#305;n i&#231;ine atan da efendimin bu inanc&#305; olmu&#351;tu. 

          Kan ter i&#231;inde kap&#305;n&#305;n &#246;n&#252;ne geldi&#287;imizde k&#252;t&#252;phanecinin &#231;&#305;ra&#287;&#305; g&#246;r&#252;nen b&#252;y&#252;k kap&#305; yerine arka taraftaki k&#252;&#231;&#252;k kap&#305;dan bizi i&#231;eri soktu. Girdi&#287;imiz dar koridorun sonundan titreyen alevler g&#246;r&#252;n&#252;yor ve alevlerin bu titreyi&#351;ine paralel al&#231;al&#305;p y&#252;kselen iniltiler duyuluyordu. Ancak bir zindana uzanan dehlizlere benzeyen koridordan &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305;m&#305;zda b&#252;y&#252;leyici bir manzarayla kar&#351;&#305; kar&#351;&#305;ya kalm&#305;&#351;t&#305;k. Tavan&#305; be&#351; adam boyu y&#252;ksekli&#287;inde olan devasa bir salonun i&#231;indeydik. Ancak esas &#351;a&#351;&#305;rt&#305;c&#305; olan tavana kadar uzanan raflar dolusu kitapt&#305;. Sadece ciltlenmi&#351; eserler de&#287;il par&#351;&#246;menler hatta papir&#252;sler bile vard&#305;. Ve bu koca salon gecenin k&#246;r vakti olmas&#305;na ra&#287;men &#246;yle ayd&#305;nlat&#305;lm&#305;&#351;t&#305; ki, onlarca kandilin yayd&#305;&#287;&#305; yumu&#351;ak ve titrek parlakl&#305;k, Hebdomon&#8217;a gelen ve gelirken gecenin &#252;zerimize i&#351;ledi&#287;i so&#287;u&#287;u &#231;&#246;zer gibiydi. 

          Efendim Eusebius&#8217;un g&#246;zleri salonun duvarlar&#305;n&#305; tamamen &#246;rten s&#305;ra s&#305;ra rafa kilitli kalm&#305;&#351;t&#305;. Ba&#351;&#305;n&#305; &#231;evirebiliyor, g&#246;z&#252;n&#252; oynatabiliyor ama raflardaki b&#252;y&#252;n&#252;n etkisinden &#231;&#305;kam&#305;yordu. &#214;yle ki salonun sonundaki masada &#246;n&#252;nde kocaman bir kitap duran adam&#305;n iniltilerini yeniden i&#351;itebilmek i&#231;in bir s&#252;re ge&#231;mesi gerekmi&#351;ti. Aniden kendine gelen Eusebius, inleyen adam&#305;n yan&#305;na ko&#351;arcas&#305;na geldi ve en son bir y&#305;l &#246;nce ha&#231;l&#305; &#351;&#246;valyelerinin ba&#351;&#305; olan Do&#231;e Dandolo&#8217;nun mesane ta&#351;&#305; ameliyat&#305;nda kulland&#305;&#287;&#305; alet &#231;antas&#305;n&#305; a&#231;t&#305;. Y&#305;llar boyu onun cerrahi operasyonlar&#305;na &#351;ahit oldu&#287;um i&#231;in ben de hekim yar&#305;s&#305; say&#305;l&#305;rd&#305;m. Adam&#305;n k&#252;&#231;&#252;k az&#305; di&#351;lerinden ikisi berbat durumdayd&#305;. A&#287;r&#305;s&#305;n&#305; ila&#231;la kesemeyecek ve kal&#305;c&#305; bir &#231;&#246;z&#252;m yapamayaca&#287;&#305;m&#305;z i&#231;in di&#351; &#231;ekilmeliydi. K&#252;t&#252;phanecinin &#231;&#305;ra&#287;&#305;ndan da yard&#305;m alarak, adam&#305;n ellerini ve ayaklar&#305;n&#305; oturdu&#287;u sandalyeye ba&#287;lad&#305;k. Eusebius aletlerini haz&#305;rlarken ben de &#231;&#305;ra&#287;a, efendisinin ba&#351;&#305;n&#305; nas&#305;l tutaca&#287;&#305;m&#305;z&#305; anlat&#305;yordum. Eusebius elindeki b&#305;&#231;a&#287;&#305; adam&#305;n a&#287;z&#305;na g&#246;t&#252;r&#252;p di&#351; etini kaz&#305;maya ba&#351;lad&#305;&#287;&#305;nda bana keten tifti&#287;i haz&#305;rlamam&#305; s&#246;yledi. Bunu oyuk di&#351;in i&#231;ine s&#305;k&#305;&#351;t&#305;racak ve &#231;ekerken par&#231;alanmay&#305; &#246;nleyecektik. Di&#351; eti kaz&#305;nan adam&#305;n &#231;&#305;&#287;l&#305;klar&#305; manast&#305;rdaki di&#287;er papazlar&#305; k&#252;t&#252;phaneye doldurmu&#351;tu. Di&#351; eti tamamen kaz&#305;narak di&#351;ten ayr&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda &#231;&#252;r&#252;m&#252;&#351; k&#305;s&#305;mlar&#305; haz&#305;rlad&#305;&#287;&#305;m keten tifti&#287;iyle dolduran Eusebius k&#252;&#231;&#252;k forseps yard&#305;m&#305;yla di&#351;i dikkatlice &#231;ekti. Di&#351;in &#246;zelli&#287;i ve haline bakarsak epey ba&#351;ar&#305;l&#305; bir operasyondu. K&#252;&#231;&#252;k az&#305; di&#351;leri forsepsin tutamayaca&#287;&#305; kadar ufak k&#246;klere sahip oldu&#287;undan &#231;ekilirken kemi&#287;i k&#305;rma ihtimali vard&#305;r. Neyse ki ba&#351;&#305;m&#305;za b&#246;yle bir &#351;ey gelmemi&#351; i&#351;imiz k&#305;sa s&#252;rede bitirmi&#351;tik. Efendim yar&#305; bayg&#305;n yatan hastay&#305; bana b&#305;rakarak yeniden raflara d&#246;nm&#252;&#351;t&#252;. Benim i&#351;im de ban otunu k&#246;k&#252;n&#252; suland&#305;r&#305;lm&#305;&#351; sirkede bir s&#252;re bekletip, biraz tuz katt&#305;ktan sonra bitecekti. Daha sonra k&#252;t&#252;phaneci bu ilac&#305; yutmadan a&#287;z&#305;nda uzun uzun bekletti&#287;inde hi&#231;bir &#351;eyi kalmayacak, di&#287;er &#231;&#252;r&#252;k di&#351;leri de kurtulacakt&#305;. 

          Efendimin kitaplara olan ilgisini g&#246;ren papazlar rahats&#305;zl&#305;klar&#305;n&#305;, g&#246;zlerini ay&#305;rmadan Eusebius&#8217;a dikerek belli ediyordu. Bunun fark&#305;na varan Eusebius yar&#305; bayg&#305;n haldeki k&#252;t&#252;phanecinin yan&#305;na gelerek, &#8220;Theoliptos karde&#351;, bizler art&#305;k gidelim. Sana yapt&#305;&#287;&#305;m&#305;z ilac&#305; bitene kadar g&#252;nde iki defa kullan&#305;rsan hi&#231;bir &#351;eyin kalmaz&#8221; dedi. Bunun &#252;zerine toparlanan adam, efendimi sevin&#231;ten &#231;&#305;lg&#305;na &#231;eviren ve salondaki di&#287;er papazlar&#305;n duyamayaca&#287;&#305; &#351;u s&#246;zleri f&#305;s&#305;ldad&#305;; &#8220;Hekim Eusebius, gecenin bir vakti buraya ricam&#305; k&#305;rmay&#305;p geldiniz. Size minnettarl&#305;&#287;&#305;m&#305; g&#246;stermek i&#231;in tekrar davet etmek isterim. Dilerseniz Haftaya bug&#252;n sabah&#305;n ilk &#305;&#351;&#305;klar&#305;yla, &#231;&#305;ra&#287;&#305;m sizi evinizden yine al&#305;r. Hem bir kontrol olur bu di&#351;lerim i&#231;in&#8221;. 

                              *          *          *

          K&#252;t&#252;phaneci Theoliptos&#8217;un daveti &#252;zerine, k&#252;t&#252;phaneyi bir kez daha g&#246;recek olman&#305;n verdi&#287;i heyecanla efendim Eusebius, b&#252;y&#252;k bir istekle k&#252;rek &#231;ekiyordu. Ge&#231;ti&#287;imiz bir haftay&#305; nas&#305;l ge&#231;irdi&#287;ine &#351;ahit oldu&#287;um i&#231;in heyecan&#305;n&#305; anlayabiliyordum. &#214;yle ki ne botanik &#231;al&#305;&#351;malar&#305;na devam etmi&#351;, ne de o geceden sonra &#231;al&#305;&#351;ma odas&#305;na girmi&#351;ti. Hafta boyu hangi eserlerin k&#252;t&#252;phanede olabilece&#287;ini d&#252;&#351;&#252;nerek ge&#231;irmi&#351;ti. Halki&#8217;nin ta&#351; liman&#305;na, i&#351;te b&#246;yle bir y&#252;rek &#231;arp&#305;nt&#305;s&#305;yla ayak basm&#305;&#351;t&#305; Eusebius. 

          Tepedeki manast&#305;r&#305;n ard&#305;ndan y&#252;kselen g&#252;ne&#351;, ge&#231;ti&#287;imiz gece geldi&#287;imiz adan&#305;n &#252;rpertici &#231;ehresini tamamen de&#287;i&#351;tirmi&#351;ti. Ihlamur ve &#231;am a&#287;a&#231;lar&#305;n&#305;n y&#252;kseldi&#287;i ada, g&#252;n&#252;n ilk &#305;&#351;&#305;klar&#305; alt&#305;nda huzurlu bir r&#252;yadaym&#305;&#351; izlenimi veriyordu &#252;zerindekilere. Manast&#305;r&#305;n uzaktan g&#246;r&#252;nen devasa giri&#351;ine ula&#351;ma &#231;abas&#305; &#246;zellikle de Eusebius&#8217;un ci&#287;erlerinde seri solumalar olarak ortaya &#231;&#305;k&#305;yordu. Avlusundaki da&#287;&#305;n&#305;k yerle&#351;tirilmi&#351; &#231;i&#231;ek tarhlar&#305;n&#305;, g&#246;ky&#252;z&#252;n&#252; delen &#305;hlamur a&#287;a&#231;lar&#305;n&#305; ve s&#252;sl&#252; birka&#231; mezar&#305; gece geldi&#287;imizde g&#246;rememi&#351;tik. Ge&#231;en geli&#351;imizde oldu&#287;u gibi &#351;imdi de b&#252;y&#252;k kap&#305;dan de&#287;il, manast&#305;rdan tamamen ayr&#305; gibi duran k&#252;t&#252;phanenin kap&#305;s&#305;ndan i&#231;eriye girecektik. Theoliptos&#8217;un &#231;&#305;ra&#287;&#305; koca anahtar&#305;yla kal&#305;n tahta kap&#305;y&#305; k&#252;t&#252;rdete k&#252;t&#252;rdete a&#231;t&#305;&#287;&#305;nda k&#252;t&#252;phaneci tam kar&#351;&#305;m&#305;zda ve g&#252;l&#252;mseyerek kar&#351;&#305;m&#305;zda duruyordu. &#304;lk anda Eusebius&#8217;un boynuna at&#305;lan adam di&#351;ini &#231;ekerek onu a&#287;r&#305;lar&#305;ndan kurtaran efendime minnettarl&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#252;sl&#252; ve i&#231;inde &#8220;tanr&#305;&#8221; kelimesinin defalarca ge&#231;ti&#287;i c&#252;mlelerle &#246;der gibiydi. Bizleri i&#231;eri davet etti&#287;inde yani kokusu buraya kadar gelen deri ciltlerin raflar&#305; doldurdu&#287;u salonu g&#246;sterdi&#287;inde, Eusebius&#8217;un i&#231;i ancak rahat edebilmi&#351;ti. Efendim kitaplarla sunulacak bir te&#351;ekk&#252;re, tanr&#305;dan ve onun yard&#305;m&#305;ndan daha fazla &#246;nemsiyordu. Galiba bu onun k&#252;&#231;&#252;k g&#252;nahlar&#305;ndan biriydi 

          Uzun uzun Theoliptos&#8217;un di&#351;lerinden ve yine tanr&#305;dan bahsettikten sonra konu nihayet di&#351; a&#287;r&#305;lar&#305; ge&#231;tikten sonra iyice gevezele&#351;en Theoliptos&#8217;un k&#305;ymetli me&#351;galesine gelmi&#351;ti. Bu andan sonra sohbet &#246;yle koyu bir hal alm&#305;&#351;t&#305; ki, bu manast&#305;r&#305;n efendimin s&#246;yledi&#287;i gibi ger&#231;ekten de insanl&#305;k tarihinin en b&#252;y&#252;k eserlerinin sakland&#305;&#287;&#305; bir yer oldu&#287;unu anlayabilmi&#351;tim. Be&#351; adam boyu y&#252;ksekli&#287;i olan duvarlardan biri tamamen ilk &#304;ncillerden olu&#351;uyordu. Bunlara dokunmam&#305;za pek g&#246;n&#252;ll&#252; yakla&#351;mayan k&#252;t&#252;phaneci yak&#305;n zaman d&#252;&#351;&#252;n&#252;rlerinin eserlerini incelememize izin vermi&#351;ti. Moses Maimuni, &#304;bn R&#252;&#351;t hatta Origen, Philo, Plotinus ve Zeno&#8217;nun eserleri bunlar aras&#305;ndayd&#305;. Efendim Eusebius neredeyse a&#287;layacakt&#305;. Bu durumu g&#246;ren k&#252;t&#252;phaneci ona k&#252;t&#252;phaneyi daha ya&#287;l&#305; ball&#305; anlatmaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305; ki, tiz bir &#231;ocuk sesi hepimizi s&#305;&#231;ratt&#305;. Ses &#246;yle derinden gelmi&#351;ti ki, kulaklar&#305;m&#305;zda &#231;&#305;nlarken ilerleyip geldi&#287;i uzun koridorlar&#305;n tahayy&#252;l&#252;n&#252; yapabilmi&#351;tik. Adan&#305;n ve manast&#305;r&#305;n yabanc&#305;s&#305; olan efendim ve ben &#246;nce Theoliptos ve &#231;&#305;ra&#287;&#305;yla, sonra da birbirimizle g&#246;z g&#246;ze gelmi&#351;tik. Efendim &#351;a&#351;k&#305;nl&#305;&#287;&#305;n ve i&#231;imize yerle&#351;en &#252;rpertinin yutkunmalar&#305; e&#351;li&#287;inde bunun ne olabilece&#287;ini sormaya yeltenmi&#351;ti ki, k&#252;t&#252;phaneci &#231;&#305;ra&#287;&#305;n&#305;n ensesine okkal&#305; bir &#351;aplak yerle&#351;tirdi. Sonra da sanki biz yokmu&#351;uz gibi daha &#246;nce hi&#231; dikkatimizi &#231;ekmemi&#351; olan ta&#351; zeminli odan&#305;n ortas&#305;ndaki tahta kapa&#287;&#305; g&#252;&#231;l&#252;kle a&#231;arak d&#252;zensiz basamaklardan a&#351;a&#287;&#305; indi. 

          Efendim Eusebius yava&#351; ad&#305;mlarla bu kapa&#287;a ve kapa&#287;&#305;n a&#231;&#305;ld&#305;&#287;&#305; basamaklara y&#246;nelmi&#351;ti ki, biraz &#246;nce yedi&#287;i tokad&#305;n sarho&#351;lu&#287;undan kurtulan &#231;&#305;rak &#246;n&#252;ne ge&#231;ti ve i&#287;ren&#231; g&#246;zlerini &#252;zerimizden ay&#305;rmadan, bedenine yak&#305;&#351;mayan bir k&#305;vrakl&#305;kla kendini i&#231;eriye sokarak kapa&#287;&#305; &#252;zerine kapad&#305;. Eusebius ve ben birbirimize bakarken metal bir t&#305;rkaz&#305;n sert&#231;e yuvas&#305;na giri&#351; sesi duyuldu. Efendim yan&#305;ma yana&#351;arak k&#305;s&#305;k sesle &#8220;Manast&#305;rlara daha &#246;nce k&#252;&#231;&#252;k &#231;ocuklar&#305;n kapat&#305;ld&#305;&#287;&#305;n&#305; duymu&#351;tum ama onlar&#305;n yeralt&#305;ndaki zindanlara kapat&#305;ld&#305;&#287;&#305;n&#305; sanm&#305;yordum. S&#252;byanc&#305; ke&#351;i&#351;ler! B&#246;yle &#351;eylerin olmas&#305;na izin veren Tanr&#305;&#8217;ya tahamm&#252;l edemiyorum&#8221; dedi. Bunun &#252;zerine biraz &#246;nce sadece bir kez hayk&#305;ran ses yeniden duyuldu. Hem de ne ba&#287;&#305;rma&#8230; Ses ensemizden i&#231;eri i&#351;leyip ikimizi de titretmi&#351;ti. Aral&#305;ks&#305;z ba&#287;&#305;ran sese birazdan sert tokat sesleri de e&#351;lik etmeye ba&#351;lad&#305;. A&#351;a&#287;&#305;da her ne oluyorsa &#231;&#305;&#287;&#305;r&#305;ndan &#231;&#305;km&#305;&#351; olmal&#305;yd&#305; &#231;&#252;nk&#252; t&#252;m bu bilinmeze art&#305;k delicesine ba&#287;&#305;r&#305;p &#231;a&#287;&#305;ran, sap&#305;k kahkahalar atan &#231;&#305;ra&#287;&#305;n sesi de kar&#305;&#351;m&#305;&#351;t&#305;. Duydu&#287;umuz sesler ikimizin de kafas&#305;nda ayn&#305; g&#246;r&#252;nt&#252;leri &#231;iziyordu. Evet, Theliptos a&#351;a&#287;&#305;daki &#231;ocu&#287;u &#231;&#305;lg&#305;nca d&#246;v&#252;yor ve bundan zevk alan o me&#351;um yarat&#305;k da kahkahalar at&#305;yordu. Bir s&#252;re devam eden bu g&#252;r&#252;lt&#252;ye &#231;&#305;ra&#287;&#305;n yedi&#287;i tokatlarda kar&#305;&#351;&#305;yordu. O i&#287;ren&#231; kahkahalar&#305; yedi&#287;i &#351;amarlar&#305;n etkisiyle anl&#305;k olarak kesiliyor ancak onu susturmak yerine daha delirtiyordu. 

          Eusebius&#8217;un yan&#305;na sokularak &#8220;Efendim art&#305;k gidelim isterseniz&#8221; dedim. Girdi&#287;i &#351;ok ve ne yapaca&#287;&#305;n&#305; bilmez haliyle y&#252;z&#252;me bakmaya ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;. Korkuyordum ve korkum bana utan&#231;tan daha &#231;ekilmez geliyordu. Eusebius&#8217;un akl&#305;n&#305; yerine getirmek istercesine &#8220;Hadi Efendim Eusebius, isterseniz &#351;uradan birka&#231; &#304;ncil &#246;rne&#287;i al&#305;p ka&#231;al&#305;m, hadi!&#8221; bunlar&#305; s&#246;ylerken sesler kesilmi&#351; ve bizim korkulu bekleyi&#351;imiz ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;. O an&#305;n sessizli&#287;i kulaklar&#305;m&#305;z&#305; y&#305;rtarken ve efendimle ben p&#252;rdikkat odan&#305;n ortas&#305;ndaki kapa&#287;a y&#246;nelmi&#351;ken arkam&#305;zdan, salonun giri&#351;inden gelen ve bir ok gibi bedenimize saplanarak bizleri korkudan bembeyaz eden bir ses geldi. D&#246;nd&#252;&#287;&#252;m&#252;zde y&#305;kanm&#305;&#351;, &#305;slak ellerinin eklem yerlerine kan toplanm&#305;&#351; Theliptos&#8217;u kar&#351;&#305;m&#305;z da bulunca beynimin ba&#351;&#305;m&#305; par&#231;alayarak d&#305;&#351;ar&#305; &#231;&#305;kaca&#287;&#305;n&#305; sand&#305;m. Adam bizleri sakinle&#351;tirmek istercesine, &#8220;&#304;&#231;ine &#351;eytan&#305;n girdi&#287;i bir &#231;ocuk, ailesi bizden yard&#305;m istedi ve onu a&#351;a&#287;&#305;ya zindanlar&#305;m&#305;za kapatt&#305;k. Bu tats&#305;z durum i&#231;in &#246;z&#252;r dilerim&#8221; dedi ve devam etti; &#8220;Eusebius size incilin ilk kopyalar&#305;ndan verece&#287;im aff&#305;n&#305;za s&#305;&#287;&#305;nmak i&#231;in. Ger&#231;ekten &#231;ok &#252;zg&#252;n&#252;m. Tanr&#305; baz&#305; &#231;ocuklar&#305;m&#305;z&#305;n t&#305;ynetine iblisi sokuyor. Hem ona hem bize ders olsun diye. M&#252;tecaviz bir &#351;eytan yavrumuzun i&#231;ine giren. Affedin.&#8221;

          Adam s&#246;z&#252;n&#252; bitirdi&#287;i anda salonun ortas&#305;ndaki kapa&#287;&#305;n s&#252;rg&#252;s&#252; t&#305;k&#305;rdad&#305;. Bunun &#252;zerine k&#252;t&#252;phanecinin g&#246;zleri yuvalar&#305;na zor s&#305;&#287;ar olmu&#351;tu. Kulaklar&#305;ndan girip, g&#246;zlerinden f&#305;rlayan endi&#351;e olan ses, &#351;imdi de ayaklar&#305;n&#305; harekete ge&#231;irmi&#351;ti. Kapak a&#231;&#305;lmas&#305;n diye &#252;zerine &#231;&#305;kan adam, yapt&#305;&#287;&#305; hareketi kayg&#305;yla izah etmeye &#231;al&#305;&#351;&#305;yordu; &#8220;&#199;&#305;karsa bize sald&#305;r&#305;r.&#8221;

          Bizdeki sessizli&#287;i efendim bozmu&#351;tu. Tehditkar bir tonla, &#8220;Hemen o kapa&#287;&#305;n &#252;st&#252;nden in seni pis s&#252;byanc&#305;!&#8221; diye seslendi kapak &#252;zerinde duran adama. K&#252;t&#252;phanecinin cevab&#305; endi&#351;esini bast&#305;rmay&#305; bilen bir sakinlikle geldi; &#8220;Karde&#351;im sand&#305;&#287;&#305;n gibi de&#287;il. &#350;imdi l&#252;tfen gidin buradan size be&#351; tane &#304;ncil asl&#305; ve her hafta bir kopyas&#305;n&#305; g&#246;nderirim. &#304;nan&#305;n bildi&#287;iniz gibi de&#287;il&#8221;

          &#304;&#351;te bu anda Eusebius hi&#231; ummad&#305;&#287;&#305;m bir hareket yapt&#305;. Yan&#305;nda durdu&#287;u raflar&#305;ndan birinden kapt&#305;&#287;&#305; par&#351;&#246;meni adam&#305;n kafas&#305;na indirdi. Tir&#351;enin sar&#305;l&#305; oldu&#287;u g&#252;l a&#287;ac&#305; ve tokma&#287;a benzer ba&#351;lar&#305; adam&#305;n kafas&#305;nda onlarca kere patlad&#305;. Nihayet Efendim sakinle&#351;ince ve ben sindi&#287;im k&#246;&#351;eden &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305;mda k&#252;t&#252;phanecinin sa&#287; &#351;aka&#287;&#305; ve sa&#287; g&#246;z yuvas&#305;n&#305;n tamamen g&#246;&#231;t&#252;&#287;&#252;n&#252; ve parampar&#231;a olmu&#351; kemik par&#231;alar&#305;n&#305;n beyine sapland&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;rebildim. &#214;yle k&#246;t&#252; bir koku ortaya &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305; ki, cesedin yan&#305; ba&#351;&#305;ndaki efendim aral&#305;ks&#305;z kusuyordu. 

          K&#252;t&#252;phanecinin sol baca&#287;&#305;n&#305;n &#252;st&#252;nde oldu&#287;u kapaktan gelen t&#305;k&#305;rt&#305;lar &#252;zerine efendim baca&#287;&#305; kald&#305;rmam&#305; i&#351;aret etti. O da kapa&#287;&#305; kald&#305;rmak i&#231;in do&#287;ruldu. S&#252;r&#252;kledi&#287;im adam&#305;n ard&#305;ndan a&#231;&#305;lan kapaktan hayat&#305;mda g&#246;rmedi&#287;im ve g&#246;recek oldu&#287;umu sanmad&#305;&#287;&#305;m bir &#351;ey &#231;&#305;kt&#305;. Bu derisi tamamen y&#252;z&#252;lm&#252;&#351; bir k&#305;z &#231;ocu&#287;uydu. Ak&#305;tt&#305;&#287;&#305; kana ve hala hayatta oldu&#287;una bak&#305;l&#305;rsa &#231;ok da &#246;nce olmu&#351; bir &#351;ey de&#287;ildi. Salona &#231;&#305;kt&#305; ve bize g&#246;z ucuyla bakt&#305;ktan sonra yere y&#305;&#287;&#305;ld&#305;. Hemen yan&#305;na gelen efendim onun i&#231;in bir &#351;eyler yapmaya &#231;abalasa da yarars&#305;zd&#305;. K&#305;z &#246;lm&#252;&#351;t&#252;. 

          Eusebius ve ben t&#252;m bu olanlar&#305; idrak etmeye &#231;al&#305;&#351;sak da ba&#351;ar&#305;l&#305; olam&#305;yorduk. Her &#351;ey bir k&#226;bus gibiydi. Tam kendimi bunlar&#305;n bir r&#252;ya oldu&#287;una inand&#305;rmaya &#231;abal&#305;yordum ki bunun sa&#287;lamas&#305;n&#305; yapmak i&#231;in gelmi&#351; gibi g&#246;r&#252;nen &#231;&#305;rak a&#231;&#305;k kapaktan usulca yukar&#305;ya &#231;&#305;kt&#305;. K&#252;t&#252;phanecinin kafas&#305;n&#305; par&#231;alad&#305;&#287;&#305; papir&#252;s&#252; eline alan Eusebius, &#231;&#305;ra&#287;a do&#287;ru y&#246;nelmi&#351;ti ki, &#231;&#305;rak elini kald&#305;rarak ve biraz &#246;nce yedi&#287;i dayak y&#252;z&#252;nden i&#231;indeki di&#351;lerden bo&#351;alan a&#287;z&#305;n&#305; a&#231;t&#305; ve zorlukla konu&#351;tu. &#8220;Efendim gelin&#8230; &#199;ocuklar a&#351;a&#287;&#305;da efendim. Ben yapmad&#305;m.&#8221; 

          Eusebius ve ben pek g&#252;venmesek de &#231;&#305;ra&#287;&#305; takip ettik. &#304;&#231;ine girdi&#287;imiz karanl&#305;k delikte el yordam&#305;yla ilerlerken &#231;ok ileride kandillerin titreyen &#305;&#351;&#305;klar&#305;yla ayd&#305;nlanan bir yere a&#231;&#305;lan bir kap&#305; g&#246;rd&#252;k. Bir yandan ko&#351;arcas&#305;na oraya ula&#351;maya &#231;abal&#305;yor bir yandan da, &#231;&#305;ra&#287;&#305;n z&#305;rval&#305;klar&#305;n&#305; dinliyorduk. &#8220;Ben masumum efendim, ben yapmad&#305;m. Her &#351;eyi k&#252;t&#252;phaneci efendim yapt&#305;. O k&#246;t&#252; biri. Kendine Kutsal Baba&#8217;m&#305;z&#305; de&#287;il &#304;blis&#8217;i Tanr&#305; yapm&#305;&#351;&#8221;

          Nihayet dehlizin sonuna geldi&#287;imizde bizleri berbat bir kan ve le&#351; kokusu kar&#351;&#305;lad&#305;. Dehlizin a&#231;&#305;ld&#305;&#287;&#305; yerse pis kokunun akl&#305;m&#305;zda b&#252;y&#252;tt&#252;&#287;&#252;nden &#231;ok daha fazlas&#305;n&#305; bar&#305;nd&#305;r&#305;yordu. Bir ma&#287;ara i&#231;indeydik ve bu ma&#287;ara zindanlarla doluydu. Raflar kavanozlarla doluydu ve bu kavanozlarda toprak ve kan vard&#305;. Ancak en k&#246;t&#252;s&#252; bunlar de&#287;ildi. &#304;&#231;eri girene ya&#351;&#305;yor olmay&#305; tiksindiren &#351;eylerdi bunlar. Bu y&#252;zden tepkilerimiz insanc&#305;l olmuyordu. 

          Ayaklar&#305;ndan as&#305;larak sark&#305;t&#305;lm&#305;&#351; ve derisi y&#252;z&#252;lerek g&#246;&#287;s&#252; parampar&#231;a edilerek neredeyse kalbi sarkan d&#246;rt k&#252;&#231;&#252;k k&#305;z cesedi altlar&#305;ndaki koca kazan&#305; kanla dolduruyordu. &#199;ocuklar&#305;n &#231;enelerinden ge&#231;irdi&#287;i ipi ayaklar&#305;na ba&#287;layarak gerdirdi&#287;inden cesetlerde hi&#231; kan kalmam&#305;&#351;t&#305;. Efendim ard&#305;m&#305;zdaki duvar&#305; bana g&#246;sterdi&#287;inde t&#252;m bu sap&#305;kl&#305;&#287;&#305;n sebebi kar&#351;&#305;m&#305;zda duruyordu. Gerilmi&#351; ve belki de onlarca &#231;ocu&#287;un derisinden yap&#305;lm&#305;&#351; bir perdede Pers dilinde bir &#351;eyler yaz&#305;yordu. &#199;&#305;rak yine konu&#351;maya ba&#351;lad&#305;, &#8220;K&#252;t&#252;phaneci &#304;blis tanr&#305;s&#305;na kurban etti&#287;i &#231;ocuklardan sanat yapt&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#246;yl&#252;yordu. Bu y&#252;zden onu sa&#287; kolu yapacakm&#305;&#351;. Ben yapmad&#305;m hepsini o yapt&#305;, yaz&#305;s&#305;n&#305; bile kanla yapt&#305;. Ben yapmad&#305;m efendilerim.&#8221;

          Eusebius &#231;ok iyi bildi&#287;i Pers dilinde insan derisinden yap&#305;lm&#305;&#351; perdede yazanlar&#305; okumaya ba&#351;lad&#305;&#287;&#305;nda ma&#287;arada so&#287;uk r&#252;zg&#226;rlar esti; 

Bakirelerin pak kan&#305;yla y&#305;kanan Ahriman; 
Ahura Mazda&#8217;n&#305;n &#252;&#231; bin y&#305;l&#305; ge&#231;ince 
Ve yer k&#252;renin merkezi olan bu &#351;ehrin
Dehlizlerinde yeniden do&#287;unca temsilcin insan,
Yiten canlar&#305;n, akan kanlar&#305;n ve b&#252;t&#252;n feryad&#305;n
Anla&#351;&#305;lacakt&#305;r, oldu&#287;u senin serin yast&#305;&#287;&#305;n. 

Bin y&#305;l&#305;n kald&#305;, s&#305;cak kanla sulanacak!
Ve kuzgunlar&#305;n, g&#246;zleri bu d&#252;nyaya kapan&#305;p 
Sana a&#231;&#305;lm&#305;&#351; &#246;l&#252; bakirelerine kanat &#231;&#305;rpacak. 
Bin y&#305;l&#305; kald&#305; inmesine g&#246;ky&#252;z&#252;n&#252;n
Bin y&#305;l sonra bitecek esareti k&#246;t&#252;n&#252;n.

B&#252;t&#252;n Arkonlar toplanacak o zaman
Kutsal &#351;ehrin gizli dehlizlerinde, 
&#304;&#351;te o vakit duracak akan kan 
Ve biliyoruz ki vericidir uyanan. 

O zaman helal olsun akan kan!

Bakirelerin bizi dinliyor Hamu&#351;a&#8217;dan
Onlar i&#231;in merhamet et
&#199;&#252;nk&#252; onlard&#305;r seni ya&#351;atan&#8230;


          Eusebius beni kolumdan tutarak ko&#351;a ko&#351;a k&#252;t&#252;phanenin salonuna, oradan da geldi&#287;imiz k&#252;&#231;&#252;k tekneye kadar bay&#305;r a&#351;a&#287;&#305; ko&#351;turdu. Ard&#305;m&#305;zda b&#305;rakt&#305;&#287;&#305;m&#305;z adadan tekrar gelmemek &#252;zere ayr&#305;ld&#305;k. Bir yandan k&#252;reklere as&#305;lan adam, bir yandan da &#8220;Bu &#252;lkeyi terk etmeliyiz&#8221; diye ba&#287;&#305;r&#305;yordu.
</description>
      <pubDate>Fri, 01 Feb 2008 18:26:09 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="false">1121903-blog@http://www.sosyomat.com/</guid>
      <author>zitlik seytani</author>
      <link>http://zitlik-seytani.sosyomat.com/blog/1121903</link>
    </item>
    <item>
      <title>Ke&#351;if</title>
      <description>           G&#252;ne&#351;, denize a&#231;&#305;lmak i&#231;in haftalardan beri bekleyen kad&#305;rgan&#305;n selametle yola &#231;&#305;kacak olu&#351;unu m&#252;jdeler gibi Kartaca&#8217;ya g&#246;z k&#305;rp&#305;yordu. Kaptan Carus d&#226;hil herkes alt destekler dedi&#287;imiz g&#252;&#231;l&#252; halatlar&#305; turnikeler yard&#305;m&#305;yla pruvadan k&#305;&#231;a germekle me&#351;guld&#252;. Bense turnikelerle olu&#351;turulan bu yapay gerilimin kuvvetini &#246;l&#231;&#252;yordum. Uzun zamand&#305;r bekledi&#287;imiz a&#231;&#305;k hava, y&#305;ld&#305;zlar ve ayla yar&#305;&#351;an bulutlar&#305;n sabaha kar&#351;&#305; da&#287;&#305;lmas&#305;yla yolculu&#287;a &#231;&#305;kacak olmam&#305;z hepimizi fazlas&#305;yla heyecanland&#305;r&#305;yordu. &#199;&#252;nk&#252; bu tak&#305;m en son imparator Tiberius&#8217;un emriyle Phocaea&#8217;ya tam iki y&#305;l &#246;nce sefere &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305;. Elbette denize &#231;&#305;k&#305;ld&#305;, k&#252;rek &#231;ekildi. Fakat bu sefer ki yola &#231;&#305;k&#305;&#351;&#305;m&#305;z her zamanki devriye turlar&#305; de&#287;ildi. Bu kez Calpe &#351;ehrini ge&#231;erek b&#252;y&#252;k denize a&#231;&#305;lacakt&#305;k.

          170 k&#252;rek&#231;i, 14 deniz eri, 12 yelken g&#246;revlisi ve 5 subaydan olu&#351;an m&#252;rettebat, ben gibi subaylar&#305;n ve yelken g&#246;revlilerinin &#231;&#305;raklar&#305;yla birlikte 215&#8217;i buluyordu. Irklar&#305; birbirine uysa dinleri uymayan bu kalabal&#305;&#287;&#305;n tek ortak noktas&#305; imparatorun emriyle yeni topraklar bulup, imparatorlu&#287;un s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305;, sava&#351;lar&#305;n yan&#305; s&#305;ra kolonile&#351;mekle de geni&#351;letmek d&#305;&#351;&#305;nda ba&#351;ka bir &#351;ey de&#287;ildi. Perslileri, Ermenileri, Etiyopyal&#305;lar&#305;, M&#305;s&#305;rl&#305;lar&#305;, Yunanlar&#305;, Gotlar&#305;, Keltleri ve Asya k&#246;kenli baz&#305; &#305;rklar&#305; i&#231;inde bar&#305;nd&#305;ran m&#252;rettebat&#305;n dinleri de en az milletleri kadar &#231;e&#351;itliydi. Pagan, Zerd&#252;&#351;t, Yahudi ve &#350;amanlar bu kalabal&#305;&#287;&#305;n dinlere mensup k&#305;sm&#305; olsa da, ya&#351;amak i&#231;in dine ihtiyac&#305; olmayanlar&#305; ge&#231;emezlerdi. T&#252;m bu &#231;e&#351;itlili&#287;e ra&#287;men kad&#305;rgada &#231;&#305;kan kavgalar&#305;n tek bir nedeni olurdu; k&#252;rek katlar&#305;ndaki anla&#351;mazl&#305;k. Bu y&#252;zden &#231;&#305;kan kavgalarda bir Perslinin ba&#351;ka Persliyi, ya da bir Yunanl&#305;n&#305;n ba&#351;ka yunanl&#305;y&#305; &#246;ld&#252;rd&#252;&#287;&#252; g&#246;r&#252;lmemi&#351; olay de&#287;ildi. K&#252;rek&#231;ilerin silah ta&#351;&#305;mas&#305; yasak olmas&#305;na ra&#287;men 170 ki&#351;i aras&#305;ndaki asayi&#351;i tam anlam&#305;yla sa&#287;lamak pek m&#252;mk&#252;n olmuyordu. Zaten kavgalar bir&#231;ok kez kanla &#305;slanan so&#287;uk metalin insan etinde titre&#351;mesinden de&#287;il, g&#252;&#231;l&#252; kollar aras&#305;nda bo&#287;azlananlar&#305;n, &#246;k&#252;zlerinkini and&#305;ran b&#246;&#287;&#252;rmeleriyle son buluyordu. T&#252;m fiziksel geli&#351;imini k&#252;rekler sayesinde omuzlar&#305;nda, g&#246;&#287;&#252;slerinde ve kollar&#305;nda ilerleten forsalar&#305;n bunu yaparken pek zorluk &#231;ekmeyece&#287;ini s&#246;ylemeye san&#305;r&#305;m gerek yok. 

          Kaptan Carus subaylar&#305;n en yetkilisi ve en ya&#351;l&#305;s&#305;yd&#305;. Ancak o da y&#305;llarca k&#252;rek &#231;ekti&#287;i ve s&#246;yledi&#287;ine g&#246;re bir Nordik oldu&#287;u i&#231;in kendisinden 20, hatta 30 ya&#351; daha gen&#231; olan bizlerle g&#252;re&#351;e bile girebilirdi. Kaptan olmas&#305;na, emrinde 200&#8217;den fazla adam&#305; olmas&#305;na ra&#287;men, bir t&#252;rl&#252; yerinde durmaz &#231;ekilen halatlara, a&#287;&#305;r yelken katlamalar&#305;na ko&#351;ar dururdu. K&#305;z&#305;l sa&#231; ve sakallar&#305;yla neredeyse ayn&#305; renkte olan toparlak y&#252;z&#252;nde tanr&#305;lar&#305;nkine benzer hu&#351;u ve vakar&#305; ayn&#305; anda hissettirebilen bu adam Roma donanmas&#305;n&#305;n en iyi kaptanlar&#305;ndand&#305;. Denizci olmas&#305;na ra&#287;men kendisine teklif edilen sava&#351; bakanl&#305;&#287;&#305; teklifini, denizden uzakla&#351;aca&#287;&#305;n&#305; d&#252;&#351;&#252;nerek kabul etmemi&#351;ti. T&#252;m m&#252;rettebat&#305;n sayg&#305;s&#305;n&#305; kazanm&#305;&#351; bu adam hakk&#305;nda kimsenin k&#246;t&#252; bir &#351;eyler s&#246;yledi&#287;ini duymam&#305;&#351;t&#305;m. Zaten i&#231;kiyi fazla ka&#231;&#305;r&#305;nca Araplara ve Perslilere k&#252;f&#252;r etmek d&#305;&#351;&#305;nda bir a&#351;&#305;r&#305;l&#305;&#287;&#305; da yoktu. 

          Ancak herkes subay Carus kadar sevilmezdi. K&#252;rek&#231;ilerden sorumlu iki subay olan; Pertinax ve H&#252;rm&#252;z bir&#231;ok kere suikast giri&#351;imlerinden silah kullanmaktaki yetenekleriyle kurtulmu&#351;tu. Kendilerine arkadan bir karg&#305; ya da palayla &#246;ld&#252;rmek i&#231;in yakla&#351;&#305;p ba&#351;ar&#305;s&#305;z olan adamlara cezalar&#305;n&#305; &#246;l&#252;m yerine kafalar&#305;n&#305; lombar d&#305;&#351;&#305;na s&#305;k&#305;&#351;t&#305;r&#305;p birka&#231; g&#252;n a&#231; susuz b&#305;rakarak vermesine ra&#287;men, bu adamlar&#305; k&#252;rek&#231;ilerden kimse sevmezdi. K&#246;t&#252;l&#252;klerinden veya bir zorbal&#305;klar&#305;ndan de&#287;il elbette. &#304;stekleri, dertleri bitmeyen k&#252;rek&#231;ilerin ba&#351;&#305;nda olmak talihsizlikleri belki de. Bu g&#246;rev dokuz y&#305;l &#246;nce bana da teklif edilmi&#351;ti, fakat duydu&#287;um ilk anda geri &#231;evirmi&#351;tim. Bir m&#252;ddet terfi haklar&#305;m donduruldu bu y&#252;zden, ancak i&#351;in teknik k&#305;sm&#305;nda oldu&#287;um i&#231;in r&#252;tbeler pek ilgilendirmiyordu beni. 
Ben ve di&#287;er subay Vitellius daha teknik konular i&#231;in gemide bulunuyorduk. Vitellius bir dil bilimci ve bir gezgindi. Ekibe bu g&#246;rev i&#231;in kat&#305;lm&#305;&#351; ve seferimiz s&#305;ras&#305;nda kar&#351;&#305;la&#351;abilece&#287;imiz yeni insanlar, hayvanlar hatta otlar hakk&#305;nda bile kay&#305;t tutmakla g&#246;revliydi. Ben de bu ve di&#287;er triremelerin m&#252;hendisi, m&#252;rettebat&#305;n doktoru, yelken ve k&#252;reklerin bak&#305;m&#305;n&#305;, en verimli &#231;al&#305;&#351;ma hesaplar&#305;n&#305; yapan subayd&#305;m. Di&#287;erleri gibi k&#252;rek&#231;ilerle &#231;ok fazla i&#351;im olmad&#305;&#287;&#305; i&#231;in onlar&#305;n bana bir sempati veya d&#252;&#351;manl&#305;k besledi&#287;in sanm&#305;yorum. Ancak deniz erleri ve yelken ekibi i&#231;inde sevildi&#287;imi s&#246;yleyebilirim. Kaptan Carus&#8217;la en uzun zamand&#305;r &#231;al&#305;&#351;an ve gemiyi tasarlayan ben oldu&#287;um i&#231;in ekipte &#246;zel bir yerim oldu&#287;unu biliyorum. Bunun i&#231;in al&#231;akg&#246;n&#252;ll&#252;l&#252;k yapacak de&#287;ilim. Hatta kibirli bile denebilirim. Ama donanman&#305;n tasarlad&#305;&#287;&#305;m triremelerin h&#305;z, dayan&#305;kl&#305;l&#305;k ve &#246;n&#252;ndeki mahmuzu sayesinde kazand&#305;&#287;&#305; sava&#351;lar&#305; g&#246;z &#246;n&#252;nde bulundurursak, hakl&#305; bir gururdan ortaya &#231;&#305;kan kibirlili&#287;i hak etmiyor da say&#305;lmazd&#305;m. 

          Yolculu&#287;a &#231;&#305;kmak i&#231;in her &#351;ey haz&#305;rd&#305;. T&#252;m k&#252;rekler, yedeklerine kadar bak&#305;mdan ge&#231;irilmi&#351;, &#231;ift d&#252;menin orant&#305;s&#305; sa&#287;lanm&#305;&#351;, &#351;&#305;kka ba&#351;tan sona yenilenmi&#351; ve her hangi bir f&#305;rt&#305;na durumunda kaybolma olas&#305;l&#305;&#287;&#305; &#252;zerine &#231;ipolu demir &#231;apalar da ikilenmi&#351;ti. G&#252;vertedeki silah odas&#305;, i&#351;inin ehli ustalar taraf&#305;ndan yap&#305;lan k&#305;l&#305;&#231;, karg&#305;, pala, m&#305;zraklarla doldurulmu&#351;tu. En sa&#287;l&#305;kl&#305; di&#351;budak a&#287;a&#231;lar&#305; ve en kaliteli &#231;eliklerinden yap&#305;lan bu silahlar&#305; pek becerikli olmayan k&#252;rek&#231;iler kullanacakt&#305;. Her ne kadar gemi i&#231;inde silah ta&#351;&#305;mak yasak olsa da sava&#351; durumunda, yaln&#305;zca be&#351; subay&#305;n ve birka&#231; deniz erinin girmesi serbest olan bu odadan silah da&#287;&#305;t&#305;m&#305; yap&#305;l&#305;yordu. Elbette bu sadece karaya &#231;&#305;karmalar i&#231;in gerekliydi. Deniz sava&#351;lar&#305;nda k&#252;rekleri &#231;eken g&#252;&#231;l&#252; omuzlar&#305;n &#246;ld&#252;r&#252;c&#252;l&#252;&#287;&#252;n&#252; artt&#305;rd&#305;&#287;&#305; mahmuz ve t&#252;m deniz erlerinin en az iki y&#305;l dersini ald&#305;&#287;&#305; oklar ve m&#305;zraklar kullan&#305;l&#305;rd&#305;. 

          Peksimetler, kurutulmu&#351; domuz, s&#305;&#287;&#305;r ve bal&#305;k etleri, hen&#252;z taze olan sosis ve salamlar, incir, kay&#305;s&#305;, portakal marmel&#226;tlar&#305;, bal&#305;k soslar&#305; ve &#231;e&#351;itli &#351;araplarla yar&#305;ya yak&#305;n&#305; dolan erzak depomuzu Calpe &#351;ehrinden alacaklar&#305;m&#305;zla tamamlay&#305;p b&#252;y&#252;k deniz i&#231;in yiyecek haz&#305;rl&#305;klar&#305;m&#305;z&#305; tamamlayacakt&#305;k. Ger&#231;i bu haliyle bile 6 ay aral&#305;ks&#305;z erzak s&#305;k&#305;nt&#305;s&#305; &#231;ekmezdik, ancak kaptan Carus, yiyecek ambar&#305;n&#305; doldurmadan b&#252;y&#252;k denize &#231;&#305;kman&#305;n &#231;ok b&#252;y&#252;k tehlike oldu&#287;unu s&#246;yl&#252;yordu. Asl&#305;nda yemekten daha &#246;nemli olan sorun su olacakt&#305;. Roma&#8217;dan gelen birka&#231; co&#287;rafyac&#305;n&#305;n bizlere verdi&#287;i ve do&#287;rulu&#287;undan &#351;&#252;phe etti&#287;im haritalara bak&#305;l&#305;rsa suyun olabilece&#287;i onlarca ada vard&#305;. Fakat bu haritalar do&#287;ru olsa bile sadece bo&#287;az&#305;n &#231;&#305;k&#305;&#351;&#305;ndaki sular&#305; g&#246;steriyordu. S&#305;n&#305;r olu&#351;turan k&#305;sm&#305;n bilinmeyen taraf&#305;, yani bu palavrac&#305;lar&#305;n bile at&#305;p tutmakta &#231;ekindi&#287;i sularla Calpe &#351;ehri aras&#305; 10 g&#252;nl&#252;k deniz yolculu&#287;uydu. 

          Bizimle ayn&#305; ama&#231; i&#231;in Galya&#8217;dan yola &#231;&#305;kan triremeler &#246;nce Kalay Adalar&#305;'na sonra da Kehribar k&#305;y&#305;lar&#305;na u&#287;ray&#305;p, sular&#305;n&#305;n ve topraklar&#305;n&#305;n rengi siyah olan yerlere gidecekler. Bizlerse bat&#305;yla, g&#252;neybat&#305; y&#246;nlerinde serbest&#231;e ilerleyecektik. Her iki gemide de &#231;ok b&#252;y&#252;k hazineler sakl&#305;yd&#305;. Bundan sadece subaylar&#305;n ve deniz erlerinin haberi vard&#305;. Sancak ve iskele k&#252;rek&#231;ilerini ikiye b&#246;len ambar&#305;n i&#231;inde sintinesinden ambar kapa&#287;&#305;na kadar alt&#305;n ve g&#252;m&#252;&#351;&#252;n dolu oldu&#287;u k&#252;rek&#231;iler aras&#305;nda s&#246;ylenti olarak bile &#231;&#305;ksa bir isyan &#231;&#305;kar ve r&#252;tbe sahibi t&#252;m m&#252;rettebat k&#305;l&#305;&#231;tan ge&#231;irilirdi. 

          Geni&#351; ambarlar&#305;n yemek, de&#287;erli s&#252;s e&#351;yalar&#305;, alt&#305;n ve g&#252;m&#252;&#351;ten arta kalan yerleri ise bombo&#351;tu. Ve bu seyir i&#231;in &#231;ok sak&#305;ncal&#305; bir durumdu. &#199;&#252;nk&#252; her biri ayr&#305; b&#246;lmelerde ve duvarlarla ayr&#305;lm&#305;&#351;t&#305;. &#214;zellikle gidece&#287;imiz yerlere hediye olarak g&#246;t&#252;rece&#287;imiz alt&#305;nlar&#305;n, k&#252;rek&#231;ilerin g&#246;rmemesi i&#231;in en k&#305;&#231;ta, sadece kaptan Carus&#8217;un kamaras&#305;ndan girilebilecek yerde saklanmas&#305; &#231;ok b&#252;y&#252;k tehlikeler do&#287;urabilirdi. Gemi basit bir f&#305;rt&#305;nada k&#252;reklerin, yelkenlerin ve manevralar&#305;n ge&#231;i&#351;tirici hareketlerine anlams&#305;z ve hesap edilmeyen bir tepki vererek alabora olabilirdi. Ayr&#305;ca bu halde 170 k&#252;rek&#231;inin &#231;ekti&#287;i bir gemiye en uygun yelken seyrini, yani r&#252;zg&#226;r&#305; i&#287;neden alarak ilerlemekten vazge&#231;memiz gerekecekti. &#199;&#252;nk&#252; k&#305;&#231; alt&#305;nlar y&#252;z&#252;nden a&#287;&#305;rla&#351;acak ve ak&#305;nt&#305;n&#305;n y&#246;n&#252;yle alakal&#305; olarak daha hafif olan pruvam&#305;z&#305; geni&#351; &#231;apl&#305; daireler &#231;izerek yalpalamas&#305;na sebep olacakt&#305;. Ve pupam&#305;zdan ald&#305;&#287;&#305;m&#305;z r&#252;zgar bizi matafyonundan kurtulmu&#351; bir yelken gibi sarsacakt&#305;. H&#305;z&#305;m&#305;z&#305;n zaten a&#231;&#305;laca&#287;&#305;m&#305;z denizin tehlikelerinden korunmak i&#231;in d&#252;&#351;&#252;k olaca&#287;&#305;n&#305; ve sorunlu a&#287;&#305;rl&#305;k da&#287;&#305;l&#305;m&#305; y&#252;z&#252;nden &#231;ok daha alt seviyelere indirece&#287;imizi d&#252;&#351;&#252;n&#252;nce Perslerin a&#287;&#305;r ticaret gemilerinden pek bir fark&#305;m&#305;z kalmayaca&#287;&#305;n&#305; endi&#351;eyle g&#246;zlerim &#246;n&#252;ne getiriyordum. Ne de olsa bu benim tasar&#305;m&#305;m olan bir gemiydi ve onun performans&#305;n&#305; de&#287;erlendirmekte bana d&#252;&#351;erdi. 

          Nihayet Carus demirin vira edilmesi emrini vermi&#351; ve apiko pozisyonundaki demir deniz dibiyle t&#252;m ba&#287;&#305;n&#305; kesmi&#351;ti. Y&#305;llard&#305;r denizdeyim, y&#305;llar boyunca binlerce kez bu &#351;ekilde yola koyuldum ama her yenisinde, demirin salpa olmas&#305;yla zay&#305;f g&#305;c&#305;rt&#305;lar yayan direklerin k&#252;kremeye ba&#351;lamas&#305;, hafif titre&#351;imler yayan g&#252;verte kaplama tahtalar&#305;n&#305;n bir depremdekine benzer aya&#287;&#305;m&#305; yerden kesi&#351;i ya&#351;ad&#305;&#287;&#305;m&#305; hissettiriyor ve ya&#351;amay&#305; sevdiriyordu. O anda damarlar&#305;mda dola&#351;an kan&#305;, kan&#305; pompalayan kalbi ve bedenimin d&#246;rt bir yan&#305;ndan ba&#351;&#305;m&#305;n i&#231;ine h&#252;cum edip &#8220;bu an&#305; ya&#351;amal&#305;s&#305;n&#8221; diye nasihatlar veren duygular&#305; hissediyordum. Karadayken gitti&#287;im pazarlardaki insanlara, tan&#305;&#351;t&#305;&#287;&#305;m kara lejyonerlerine hatta yatt&#305;&#287;&#305;m fahi&#351;elere ac&#305;yarak bak&#305;yorum. &#199;&#252;nk&#252; bu an&#305; hi&#231; ya&#351;ayamad&#305;lar. Denize &#231;&#305;kmaktan bahsetmiyorum, 170 k&#252;re&#287;ine ra&#287;men 3 direkli olan bu kad&#305;rgay&#305; kastediyorum.

          K&#252;reklere hen&#252;z emir vermeden &#246;nce bordaya sark&#305;t&#305;lan &#231;&#305;raklar&#305;n deve derisiyle kaplanm&#305;&#351; k&#252;rek &#305;skarmozlar&#305;n&#305; ya&#287;lama i&#351;lemini bitirmesi bekleniyordu. K&#252;rek&#231;ilerin s&#252;rekli tacizine maruz kalan bu &#231;ocuklar bir&#231;ok deli&#287;e ya&#287; s&#252;rmezdi. Bunun yerine bordam&#305;z&#305; ya&#287;lar, parlat&#305;rlard&#305;. 

          Sonunda her &#351;ey bitmi&#351; ve &#8220;al sancak&#8221; emriyle kad&#305;rga hizaya sokulmu&#351;tu. Serd&#252;menlere sancak alabanda konumundaki d&#252;meni d&#252;zeltmelerini ba&#287;&#305;rd&#305;&#287;&#305;mda, k&#252;rek&#231;ilerin ba&#351;&#305;ndaki subay H&#252;rm&#252;z de iki yandaki k&#252;rek&#231;ileri harekete ge&#231;irdi. R&#252;zg&#226;r&#305;n ters esmesine ra&#287;men k&#252;rek g&#252;c&#252;m&#252;zle limandan rahat&#231;a &#231;&#305;kt&#305;k. Daha &#246;nce hi&#231; olmad&#305;&#287;&#305;m kadar heyecanl&#305;yd&#305;m. &#199;&#252;nk&#252; Calpe &#351;ehrinin &#246;tesi sadece &#351;arab&#305; fazla ka&#231;&#305;rm&#305;&#351; insanlar&#305;n ve delilerin gitmek isteyece&#287;i bir yerdi. &#214;yle ki bu &#231;&#305;lg&#305;nl&#305;&#287;&#305; d&#252;&#351;&#252;nd&#252;k&#231;e uyuyam&#305;yor, kad&#305;rgam&#305;z&#305;n f&#305;rt&#305;nalar&#305;n ve efsanelerdeki dev dalgalar&#305;n kar&#351;&#305;s&#305;nda yapabilecekleri ve yapabileceklerimiz hakk&#305;nda hesaplarla kafa patlat&#305;yordum.



                     * * *


          Kartaca&#8217;dan yola &#231;&#305;kal&#305; tam 35, Calpe &#351;ehrinden ge&#231;eli 29 g&#252;n olmu&#351;tu. Sonu yokmu&#351; gibi g&#246;r&#252;nen denizde, haritalar&#305;m&#305;zda resmedilmi&#351; adalardan sadece ikisine rastlayabildik. Su bulmak i&#231;in yolculu&#287;a ara verdi&#287;imiz bu adalarda be&#351; g&#252;n kaybetmi&#351;tik. Neyse ki su ihtiyac&#305;m&#305;z&#305;, bize yirmi g&#252;n daha yetecek kadar kar&#351;&#305;lam&#305;&#351;t&#305;k. Bu iki ada d&#305;&#351;&#305;nda pek &#231;ok kara par&#231;as&#305; g&#246;rd&#252;k, ancak neredeyse tamamen kayadan olu&#351;an bu adac&#305;klarda su bulmak imk&#226;ns&#305;z olaca&#287;&#305;ndan &#231;&#305;karma yapmay&#305; uygun bulmad&#305;k. 

          &#350;imdiye kadar olan yolculu&#287;umuzda, m&#252;rettebattan iki ki&#351;i kaybetmi&#351;tik. Bunlardan birisi k&#252;rek&#231;iler aras&#305;nda &#231;&#305;kan bir kavgada &#246;ld&#252;r&#252;lm&#252;&#351;t&#252;. Kaptan Carus cinayet i&#351;leyenin ortaya &#231;&#305;kar&#305;lmamas&#305; durumunda b&#252;t&#252;n k&#252;rek&#231;ilere bir ay boyunca sadece peksimet verilece&#287;ini s&#246;ylese de, su&#231;lu hala ortada yoktu. Bunun d&#305;&#351;&#305;nda bir yelken g&#246;revlisi mayistra yelkenine camadan vururken, dikkatsizli&#287;i y&#252;z&#252;nden, aniden sertle&#351;en r&#252;zg&#226;r&#305;n sereni ba&#351;&#305;na h&#305;zla &#231;arpmas&#305;yla orac&#305;kta can vermi&#351;ti. 

          Son g&#252;nlerde k&#252;rek&#231;ilerin yatt&#305;&#287;&#305; o berbat yerde ortaya &#231;&#305;kan b&#246;cekler hem k&#252;rek&#231;ileri g&#252;&#231;ten d&#252;&#351;&#252;r&#252;yor, hem de &#231;ok iyi seyreden geminin h&#305;z&#305;n&#305; azalt&#305;yordu. Bu b&#246;ce&#287;in nerden gelmi&#351; olabilece&#287;i konusunda bir fikrim yoktu, ancak daha b&#246;cek &#305;s&#305;rmas&#305; &#351;ik&#226;yetinde g&#246;rmedi&#287;im t&#252;rden yaralard&#305;. Bir i&#287;ne ya da di&#351;in a&#231;t&#305;&#287;&#305; k&#252;&#231;&#252;c&#252;k bir iz, derinin alt&#305;nda bir kar&#305;&#351; morarma ve bu b&#246;lgelerde istemsiz kas hareketlerine sebep oluyordu. &#304;&#351;in k&#246;t&#252;s&#252; adamlar&#305;n hareket ettiremedi&#287;i bedenleri bilin&#231;siz kas&#305;lmalar y&#252;z&#252;nden &#351;ekilden &#351;ekle giriyor, hayk&#305;r&#305;&#351;lar&#305; g&#252;verteye kadar geliyordu. Birisi bu &#231;&#305;rp&#305;nmalarda &#351;akak kemi&#287;ini, &#252;st &#252;ste duran ranzalar&#305; destekleyen payandalara &#231;arpm&#305;&#351; ve sa&#287;&#305;r olmu&#351;tu. Bu durum davul e&#351;li&#287;inde k&#252;rek &#231;eken bir forsan&#305;n art&#305;k i&#351;e yaramayaca&#287;&#305; anlam&#305;na geliyordu. Ba&#351;ka bir k&#252;rek&#231;i de karn&#305;ndan iki kez &#305;s&#305;r&#305;lm&#305;&#351; oldu&#287;u i&#231;in s&#252;rekli kusuyordu. B&#246;yle devam ederse birka&#231; g&#252;ne kadar &#246;lebilirdi. B&#252;y&#252;k ihtimalle sokan b&#246;ce&#287;in zehri y&#252;z&#252;nden bu hale gelen hastalar i&#231;in cerrahi hi&#231;bir giri&#351;im yapam&#305;yordum. Elimden sadece ban ve adamotu k&#246;klerini neftya&#287;&#305;yla kar&#305;&#351;t&#305;r&#305;p yaralara s&#252;rmek geliyordu. Bu da sadece ac&#305;lar&#305;n&#305; hafifletiyor, iyile&#351;tirici hi&#231;bir etki g&#246;stermiyordu. 

          Calpe&#8217;den ald&#305;&#287;&#305;m&#305;z erzak ve &#231;e&#351;itli y&#252;klerle iyice hantalla&#351;an kad&#305;rga, &#252;zerinde seyretti&#287;imiz deniz sakinken bir kaplumba&#287;ay&#305;, f&#305;rt&#305;nal&#305;yken kudurmu&#351; bir k&#246;pe&#287;i and&#305;r&#305;yordu. Bu istikrars&#305;z seyir durumu gemiyi fazlas&#305;yla yorsa da, m&#252;rettebat&#305;n g&#252;venli&#287;inden ku&#351;kum yoktu. B&#246;ceklerin yol a&#231;t&#305;&#287;&#305; hastal&#305;&#287;&#305; ve ambarlar&#305;n dengesiz doldurulu&#351;undan kaynaklanan seyir halimiz d&#305;&#351;&#305;nda her &#351;ey &#231;ok iyi gidiyordu. 200 ki&#351;ilik m&#252;rettebat&#305; olan bir gemide de bu denli sorunlar&#305;n ortaya &#231;&#305;kmas&#305; gayet do&#287;al kar&#351;&#305;lanmas&#305; gereken &#351;eylerdi.


                    * * *


          Yolculu&#287;umuzun 47. g&#252;n&#252;nde nihayet bir kara par&#231;as&#305; g&#246;rebildik. Hen&#252;z &#231;ok uzakta olan bu yeri, g&#246;ky&#252;z&#252;ne sa&#231;t&#305;&#287;&#305; siyah dumanlar sayesinde fark edebildik. Aram&#305;zdaki mesafeden ve bizim fark edilmemizi sa&#287;layacak dumanlar&#305;m&#305;z olmad&#305;&#287;&#305;ndan, orada ya&#351;amas&#305; muhtemel insanlar&#305;n kad&#305;rgay&#305; g&#246;rmesi imk&#226;ns&#305;zd&#305;. Kad&#305;rgay&#305; k&#305;y&#305;ya yakla&#351;t&#305;rmak olduk&#231;a riskli olaca&#287;&#305;ndan b&#252;y&#252;k filikalardan ikisi hemen haz&#305;rland&#305;. Subaylardan ben, Vitellius ve Pertinax&#8217;da karaya &#231;&#305;kacaklar aras&#305;na kat&#305;ld&#305;k. Bizlerden ba&#351;ka 10 deniz eri ve 30 k&#252;rek&#231;i filikalara dolmu&#351;tu. Silah kamaras&#305;ndan sa&#287;lanan karg&#305;lar ve iri m&#305;zraklar k&#252;rek&#231;ileri bu halleriyle acemi Etruria muhaf&#305;zlar&#305;na benziyordu. Neyse ki ellerine tutu&#351;turulan ve &#231;arp&#305;&#351;ma an&#305;nda sahibine sa&#287;lam bir savunma vaat etmeyen ah&#351;ap kalkanlar&#305; tutmay&#305; bile beceremeyen bu adamlar i&#231;in endi&#351;elenecek bir durum yoktu. Ne bir s&#305;n&#305;r karakolunu savunuyor, ne de a&#231;&#305;k sava&#351;a gidiyorduk. Burada bulunu&#351;umuzun tek sebebi imparator nam&#305;na ke&#351;iflerde bulunmakt&#305;.

          Filikalara ge&#231;meden &#246;nce kaptan Carus beni yan&#305;na &#231;a&#287;&#305;rd&#305; ve kamaran&#305;n tam ortas&#305;nda duran orta boy sand&#305;&#287;&#305; alt&#305;nla doldurmakta olan H&#252;rm&#252;z&#8217;e yard&#305;m etmemi ve bu sand&#305;&#287;&#305; g&#252;venle k&#305;y&#305;ya &#231;&#305;karmam&#305; s&#246;yledi. Ben de hemen a&#351;a&#287;&#305; inerek kendi filikama 10 deniz eri ve se&#231;ilen 30 k&#252;rek&#231;iden di&#287;erlerine oranla daha az belal&#305; olanlar&#305; ald&#305;m. B&#246;ylece sand&#305;&#287;&#305;n g&#252;venli&#287;ini k&#305;smen de olsa sa&#287;layabilmi&#351;tim. 

          Di&#287;er filikan&#305;n ba&#351;&#305;ndaki Pertinax&#8217;la i&#351;aretle&#351;ip k&#252;rek&#231;ilerime verdi&#287;im emirle tekneyi kar&#351;&#305;m&#305;zdaki kara par&#231;as&#305;na s&#252;rmeye ba&#351;lad&#305;m. Pertinax&#8217;&#305;n filikas&#305; benden sonra yola k